? Yabancı Mahkeme Kararlarının Türkiye'de Tanınması ve Tenfizi | Güzeloğlu Hukuk Bürosu
Tarih : 13.08.2026

Yabancı Mahkeme Kararlarının Türkiye'de Tanınması ve Tenfizi

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizine ilişkin kapsamlı bir uygulama rehberi. Tanıma ile tenfiz arasındaki fark, MÖHUK m.50-59 çerçevesi, ön şartlar ve kesinleşme, görevli ve yetkili mahkeme, karşılıklılık şartı ve tanımada aranmaması, münhasır yetki ihlali, kamu düzeni, savunma hakkı, revizyon yasağı, yargılama usulü, boşanma kararlarının tescili ve yabancı hakem kararlarından ayrımı ele alınmaktadır.

Bir yabancı mahkemenin verdiği karar, kendiliğinden Türkiye'de hüküm ve sonuç doğurmaz. Almanya'da verilmiş bir boşanma kararı, İngiltere'de hükmedilmiş bir alacak ilamı veya İsviçre'de tesis edilmiş bir velayet düzenlemesi, Türkiye'de geçerli olabilmek için ayrı bir hukuki sürecin konusudur. Devletlerin egemenlik ilkesi gereği, bir devletin yargı organının kararı ancak diğer devletin hukuk düzeninin öngördüğü şartlarla o ülkede etki doğurabilir. Türk hukukunda bu süreç, tanıma ve tenfiz olarak adlandırılan iki temel mekanizma aracılığıyla işler ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 50 ila 59. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu makale, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizini, iki kurum arasındaki farkı, aranan şartları, yargılama usulünü ve uygulamada dikkat edilmesi gereken hususları kapsamlı biçimde incelemektedir.

1. Tanıma ve Tenfiz Kavramları ile Aralarındaki Fark

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de etki doğurması, kararın niteliğine göre iki farklı mekanizmayla sağlanır. Tanıma, yabancı bir mahkeme kararının kesin hüküm ve kesin delil olarak Türkiye'de kabul edilmesidir; kararın içerdiği hukuki durumun Türk hukuk düzeninde geçerli sayılmasını sağlar. Tenfiz ise, yabancı mahkeme kararının Türkiye'de icra edilebilir hale gelmesidir; kararın yalnızca tanınmasını değil, cebri icra yoluyla yerine getirilmesini de mümkün kılar. Bu ayrımın pratik sonucu şudur; bir eda hükmü içeren, yani bir tarafı bir şey yapmaya, vermeye veya ödemeye mahkum eden kararın Türkiye'de icra edilebilmesi için tenfiz gerekir. Buna karşılık yalnızca bir hukuki durumu tespit eden veya bir hukuki ilişkiyi kuran, değiştiren ya da sona erdiren kararlar bakımından tanıma yeterlidir. Örneğin bir boşanma kararının Türkiye'de sonuç doğurması için kural olarak tanıma yeterliyken, boşanmaya bağlı nafaka veya tazminat alacağının tahsili için tenfiz gerekir. İki kurum arasındaki en önemli teknik fark, aşağıda ele alınacağı üzere karşılıklılık şartında ortaya çıkar.

2. MÖHUK Çerçevesi ve Uygulama Alanı

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, 5718 sayılı Kanun'un 50 ila 59. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümler, yabancı kararların Türk yargı sisteminde nasıl geçerlilik kazanacağını ve hangi şartlara tabi olacağını belirler. Türk hukukunun benimsediği yaklaşım, yabancı mahkeme kararlarına tümüyle kapalı bir sistem değil, belirli hukuki güvenceler altında bu kararları kabul eden bir sistemdir. Böylece hem milletlerarası hukuki ilişkilerin güvenliği sağlanır hem de Türk hukuk düzeninin temel ilkeleri korunur. MÖHUK hükümlerinin uygulanabilmesi için önce Türkiye ile ilgili devlet arasında konuyu düzenleyen bir milletlerarası sözleşme bulunup bulunmadığına bakılır; böyle bir sözleşme varsa öncelikle onun hükümleri uygulanır. Türkiye'nin taraf olduğu genel bir yabancı mahkeme kararlarının tanınması sözleşmesi bulunmadığından, çoğu ülkeye karşı doğrudan MÖHUK hükümleri uygulanır. Bazı devletlerle yapılmış adli yardımlaşma anlaşmaları ise tanıma ve tenfizi kolaylaştıran özel hükümler içerebilir.

3. Ön Şartlar ve Kararın Kesinleşmesi

Bir yabancı mahkeme kararının tanınması veya tenfizi için öncelikle bazı ön şartların sağlanması gerekir. Birincisi, kararın bir yabancı mahkeme tarafından, yani bir devletin yargı yetkisini kullanan bir organ tarafından verilmiş olmasıdır. İkincisi, kararın hukuk davalarına ilişkin olmasıdır; ceza mahkemesi kararlarının kişisel haklarla ilgili hüküm fıkraları istisna olmak üzere, kural olarak özel hukuk uyuşmazlıklarından doğan kararlar tanıma ve tenfize konu olur. İstisnai olarak evlat edinmeye ve nafakaya ilişkin idari kararlar da tanıma veya tenfize konu edilebilir. Üçüncü ve en kritik ön şart, kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olmasıdır. Kesinleşmemiş, yani henüz temyiz veya itiraz yolları açık ya da derdest olan kararlar için tenfiz kararı verilemez. Kesinleşme, kararın verildiği devletin usul hukukuna göre şekli anlamda kesinleşmeyi ifade eder. Bu sebeple tanıma veya tenfiz başvurusunda, kararın kesinleştiğini gösteren bir kesinleşme şerhinin veya belgesinin ibrazı zorunludur.

4. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tanıma ve tenfiz talepleri, MÖHUK'un 51. maddesi uyarınca asliye mahkemelerinde görülür. Kural olarak görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Ancak uygulamada, yabancı kararın konusuna göre ihtisas mahkemelerinin görevli olup olmadığı tartışılmaktadır. Aile hukukuna ilişkin yabancı kararların, özellikle boşanma ve velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde aile mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilmektedir. Ticari ilişkilere dair kararların tanınması ve tenfizinde ise güncel Yargıtay kararları asliye ticaret mahkemelerinin görevli olabileceği yönünde eğilim göstermektedir. Yetkili mahkeme bakımından kural, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri mahkemesidir; yerleşim yeri yoksa sakin olduğu yer mahkemesi, o da yoksa icraya konu malların bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Tanıma ve tenfiz davası, kural olarak çekişmesiz yargı işi niteliğinde olmakla birlikte, karşı tarafın itirazlarını ileri sürebildiği çekişmeli bir görünüm de kazanabilir. Doğru görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi, sürecin başında yapılacak en önemli değerlendirmedir.

5. Karşılıklılık Şartı ve Tanımada Aranmaması

Tenfiz için aranan en tartışmalı şart karşılıklılıktır. MÖHUK'un 54. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti ile kararın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş kararların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmü veya fiili uygulama bulunmalıdır. Karşılıklılık üç biçimde sağlanabilir; iki devlet arasında bu konuda bir anlaşma bulunması, ilgili devlet mevzuatının Türk kararlarının tenfizine imkan tanıması veya fiili olarak o devlette Türk kararlarının tenfiz edilmekte olmasıdır. Bu şartların herhangi birinin varlığı yeterlidir. Buna karşılık tanıma bakımından çok önemli bir istisna vardır. MÖHUK'un 58. maddesi tanıma için tenfiz şartlarına atıf yapmakla birlikte, karşılıklılık şartını açıkça hariç tutar. Yani bir yabancı mahkeme kararının Türkiye'de tanınması için karşılıklılık aranmaz; tenfiz için beş şart söz konusuyken tanıma için karşılıklılık dışındaki dört şart aranır. Bu ayrım, özellikle boşanma gibi tanımanın yeterli olduğu kararlarda büyük pratik önem taşır; karşılıklılık bulunmayan bir ülkenin boşanma kararı dahi Türkiye'de tanınabilir.

6. Münhasır Yetki İhlali

Tenfiz ve tanımanın önündeki önemli bir engel, yabancı mahkemenin Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda karar vermiş olmasıdır. MÖHUK'un 54. maddesi uyarınca, hüküm Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmişse yabancı kararın tenfizi mümkün değildir. Münhasır yetki, belirli uyuşmazlıkların yalnızca Türk mahkemelerinde görülebileceği hallerdir. Bunun en tipik örneği, Türkiye'de bulunan taşınmazlar üzerindeki ayni haklara ilişkin davalardır; bu tür uyuşmazlıklar Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinde olduğundan, bir yabancı mahkemenin Türkiye'deki bir taşınmazın mülkiyetine ilişkin kararı Türkiye'de tenfiz edilemez. Münhasır yetki, tarafların iradesiyle bertaraf edilemeyen ve kamu düzeniyle yakından ilişkili bir kurumdur. Türk mahkemesi, tenfiz incelemesinde münhasır yetki ihlalini re'sen, yani tarafların ileri sürmesine gerek olmaksızın araştırır. Bu şart, Türk yargı egemenliğinin belirli çekirdek alanlarını koruma işlevi görür.

7. Kamu Düzenine Aykırılık

Tanıma ve tenfizin reddi için en sık ileri sürülen sebep, yabancı kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmasıdır. MÖHUK'un 54. maddesi, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamasını şart koşar. Kamu düzeni, Türk hukukunun temel değerlerini, vazgeçilmez ilkelerini ve adalet anlayışının çekirdeğini ifade eder. Ancak bu şartın uygulanmasında kritik bir sınır vardır; kamu düzeni denetimi, yabancı kararın esasının yeniden incelenmesi anlamına gelmez. Türk hakimi, yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğru olup olmadığını, delillerin doğru değerlendirilip değerlendirilmediğini denetleyemez. Denetim yalnızca, kararın Türkiye'de doğuracağı sonucun kamu düzeninin temel ilkelerine açıkça aykırı olup olmadığıyla sınırlıdır. Örneğin savunma hakkının tümüyle yok sayıldığı, tarafların dinlenmediği veya sonucun Türk hukukunun temel adalet anlayışıyla bağdaşmadığı hallerde kamu düzenine aykırılık gündeme gelebilir. Buna karşılık yabancı hukukun Türk hukukundan farklı bir çözüm benimsemiş olması, tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmaz. Yargıtay, kamu düzeni istisnasının dar yorumlanması gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.

8. Savunma Hakkının İhlali

Tanıma ve tenfizin reddine yol açan bir diğer önemli sebep, yabancı yargılamada savunma hakkının ihlal edilmiş olmasıdır. MÖHUK'un 54. maddesi uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin yabancı mahkemede usulüne uygun biçimde davet edilmemiş, o mahkemede temsil edilmemiş veya bu kanunlara aykırı biçimde gıyabında karar verilmiş olması ve bu kişinin tenfiz talebine bu yönde itiraz etmesi, tenfizin reddi sebebidir. Bu şart, adil yargılanma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının korunmasına yöneliktir. Yabancı mahkemede davalıya davanın usulüne uygun biçimde tebliğ edilmemişse, davalı kendini savunma imkanından yoksun bırakılmışsa veya yokluğunda gerekli güvenceler sağlanmadan karar verilmişse, bu karar Türkiye'de tenfiz edilemez. Önemli bir nokta, bu sebebin re'sen değil, ancak ilgili kişinin itirazı üzerine dikkate alınmasıdır. Yani savunma hakkı ihlali, kamu düzeni ve münhasır yetkiden farklı olarak, aleyhine tenfiz istenen tarafın bunu ileri sürmesine bağlıdır. Bu düzenleme, yabancı yargılamada usuli güvencelerin sağlanmış olmasını tenfizin ön koşulu haline getirir.

9. Revizyon Yasağı ve Resen İnceleme

Tanıma ve tenfiz hukukunun en temel ilkelerinden biri revizyon yasağıdır. Bu ilkeye göre Türk mahkemesi, yabancı ilamın esası hakkında yeniden yargılama yapamaz; yabancı karardaki maddi veya hukuki değerlendirmelerin doğruluğunu denetleyemez. Türk hakiminin görevi, yabancı kararın doğru olup olmadığına karar vermek değil, MÖHUK'ta öngörülen tanıma ve tenfiz şartlarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemektir. Yani hakim, davanın esasına giremez; delilleri yeniden değerlendiremez, uygulanan hukukun isabetini sorgulayamaz ve sonucun adil olup olmadığını yeniden tartışamaz. Bu ilke, milletlerarası yargı kararlarına duyulan güvenin ve devletler arası hukuki iş birliğinin temelini oluşturur. Aksi halde her tenfiz talebi, yabancı davanın Türkiye'de baştan görülmesi anlamına gelir ve tanıma tenfiz kurumu işlevsiz kalırdı. Bununla birlikte Türk mahkemesi, tenfiz şartlarından münhasır yetki ve kamu düzeni gibi kamusal nitelik taşıyanları re'sen, yani tarafların ileri sürmesine gerek olmaksızın araştırır; savunma hakkı ihlali gibi şartlar ise ancak ilgilinin itirazı üzerine incelenir. Revizyon yasağı ile resen inceleme arasındaki bu denge, sürecin özünü oluşturur.

10. Yargılama Usulü ve Gerekli Belgeler

Tanıma ve tenfiz davası, bir dava dilekçesiyle görevli ve yetkili mahkemede açılır. MÖHUK'un 53. maddesi uyarınca dilekçeye bazı belgelerin eklenmesi zorunludur. Bunlar; yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya onaylı örneği ile bunun onanmış tercümesi, kararın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile bunun onanmış tercümesidir. Belgelerin usulüne uygun biçimde onaylanması ve gerektiğinde apostil şerhi taşıması, sürecin sağlıklı yürümesi bakımından kritiktir. Tanıma ve tenfiz davaları basit yargılama usulüne tabidir; bu usul, yargılamanın daha hızlı ve yazılı usule göre daha sade biçimde yürütülmesini sağlar. Duruşmada hakim, belgelerin tam olduğunu ve tebligatın usulüne uygun yapıldığını tespit eder, ardından MÖHUK'taki şartları madde madde değerlendirir. Karşı taraf itirazlarını ileri sürebilir; ancak bu itirazlar yalnızca tenfiz şartlarının bulunmadığına yönelik olabilir, yabancı kararın esasına ilişkin olamaz. Belgelerdeki eksiklikler ve tercüme hataları, uygulamada davaların gecikmesinin başlıca sebebidir.

11. Tanıma ile Tenfizin Sonuçları Arasındaki Fark

Tanıma ve tenfiz kararlarının doğurduğu sonuçlar birbirinden farklıdır. Tenfiz kararı verildiğinde, yabancı mahkeme kararı Türkiye'de bir Türk mahkemesi kararı gibi icra edilebilir hale gelir; alacaklı, bu kararı icra dairelerine götürerek cebri icra yoluyla alacağını tahsil edebilir. Tanıma kararı ise yabancı kararı icra edilebilir kılmaz, ancak onu kesin hüküm ve kesin delil olarak Türk hukuk düzeninde geçerli sayar. Örneğin bir boşanma kararının tanınması, tarafların Türkiye'de de boşanmış sayılmasını ve bu durumun nüfus kütüğüne işlenmesini sağlar; ayrıca bir tenfize gerek yoktur çünkü boşanma kararı cebri icra gerektiren bir eda hükmü içermez. Buna karşılık aynı boşanma kararında hükmedilen nafaka veya tazminat alacağının Türkiye'de tahsili için tenfiz gerekir. Bir kararın hem tanıma hem tenfize elverişli hüküm fıkraları içermesi mümkündür; bu halde ilgili taraf, ihtiyacına göre yalnızca tanıma veya tenfiz talep edebilir. Doğru yolun seçimi, hem karşılıklılık şartının aranıp aranmayacağını hem de sürecin sonucunu belirlediğinden, başvurudan önce yapılacak en önemli stratejik değerlendirmedir.

12. Boşanma Kararları ve Nüfus Kütüğüne Tescil

Yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları, tanıma ve tenfiz uygulamasının en yoğun karşılaşılan alanıdır. Kural olarak yabancı bir boşanma kararının Türkiye'de sonuç doğurması ve nüfus kütüğüne işlenmesi için tanıma yeterlidir; karşılıklılık aranmaz. Bununla birlikte, Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 27/A maddesiyle getirilen düzenleme, belirli şartların varlığı halinde yabancı boşanma kararlarının mahkeme kararına gerek olmaksızın doğrudan idari yoldan nüfus kütüğüne tescil edilmesine imkan tanımıştır. Bu düzenleme uyarınca, yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilmiş boşanma kararları, tarafların bizzat veya vekilleri aracılığıyla birlikte başvurması ve kararın usulüne uygun kesinleşmiş olması gibi şartlarla, dış temsilcilikler veya nüfus müdürlükleri nezdinde tescil edilebilir. Bu idari yol, klasik tanıma davasına göre çok daha hızlı ve pratiktir; ancak yalnızca aranan şartların eksiksiz sağlandığı hallerde kullanılabilir. Şartların sağlanmadığı veya taraflardan birinin karşı çıktığı durumlarda, klasik tanıma davası yolu açık kalır. Aileye ilişkin bu özel rejim, uygulamada mağduriyetlerin önlenmesi ve süreçlerin hızlandırılması bakımından önemli bir kolaylık sağlamıştır.

13. Ticari Kararlarda İhtisas Mahkemesi Tartışması

Ticari ilişkilerden doğan yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinde, görevli mahkemenin belirlenmesi özel bir öneme sahiptir. Geleneksel yaklaşım, tüm tanıma ve tenfiz taleplerinde görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu yönündeydi. Ancak güncel Yargıtay kararları, uyuşmazlığın niteliğine göre ihtisas mahkemelerinin görevli olabileceği yönünde bir eğilim ortaya koymaktadır. Buna göre, ticari bir ilişkiden kaynaklanan yabancı bir mahkeme kararının tenfizinde asliye ticaret mahkemesinin, iş hukukuna ilişkin bir kararda ise iş mahkemesinin görevli olabileceği tartışılmaktadır. Bu tartışma pratik açıdan önemlidir; zira görevsiz mahkemede açılan dava, görevsizlik kararı ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi nedeniyle ciddi zaman kaybına yol açar. Bu belirsizlik karşısında, tenfiz talebinde bulunmadan önce uyuşmazlığın niteliğinin doğru tespit edilmesi ve güncel Yargıtay içtihadının gözetilmesi büyük önem taşır. İhtisas mahkemelerinin görev alanına giren yabancı kararlar bakımından, konunun uzmanı bir mahkemenin değerlendirmesi hem usul ekonomisi hem de kararın niteliği bakımından daha isabetli sonuçlar doğurur.

14. Yabancı Hakem Kararlarından Ayrımı

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi ile yabancı hakem kararlarının tenfizi, birbirinden ayrı hukuki rejimlere tabidir ve bu ayrımın karıştırılmaması gerekir. Bu makalede ele alınan mekanizma, bir devletin yargı organı olan yabancı mahkemelerin verdiği kararlara ilişkindir. Tahkim yoluyla, yani hakem veya hakem heyeti tarafından verilen yabancı hakem kararları ise farklı bir usule tabidir. Yabancı hakem kararlarının tenfizi, Türkiye'nin taraf olduğu 1958 tarihli New York Sözleşmesi ile MÖHUK'un 60 ve devamı maddelerinde düzenlenen özel usule göre yapılır. Bu rejimde tenfiz şartları ve ret sebepleri, MÖHUK'un mahkeme kararlarına ilişkin hükümlerinden değil, New York Sözleşmesi'nin ilgili maddesinden belirlenir; ret sebepleri sınırlı sayıda ve dar yorumlanır niteliktedir. Uygulamada bu iki yolun karıştırılması, yanlış hukuki dayanakla açılan davalara ve hak kayıplarına yol açabilir. Bir uyuşmazlığın devlet mahkemesinde mi yoksa tahkimde mi çözüldüğünün doğru tespiti, uygulanacak tenfiz rejimini belirleyen ilk ve en önemli adımdır. Bu sebeple yabancı bir kararın Türkiye'de icrası düşünüldüğünde, kararın niteliği baştan doğru belirlenmelidir.

15. Sonuç ve Pratik Tavsiyeler

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi, milletlerarası hukuki ilişkilerin güvenliği ile Türk hukuk düzeninin temel ilkelerinin korunması arasında denge kuran bir sistemdir. Bu alanda öne çıkan pratik hususlar şunlardır. Öncelikle kararın icra mı yoksa yalnızca hukuki durum tespiti mi gerektirdiğine göre tanıma ile tenfiz arasında doğru seçim yapılmalıdır; bu seçim karşılıklılık şartının aranıp aranmayacağını da belirler. Kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olması ve kesinleşme belgesinin usulüne uygun biçimde temin edilmesi zorunludur. Belgelerin onaylı asılları, tercümeleri ve gerektiğinde apostil şerhleri eksiksiz hazırlanmalıdır. Uyuşmazlığın niteliğine göre görevli mahkemenin doğru belirlenmesi, özellikle ticari ve iş hukukuna ilişkin kararlarda güncel içtihatla gözetilmelidir. Boşanma kararlarında Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun sağladığı idari tescil yolunun uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Yabancı hakem kararlarının farklı bir rejime tabi olduğu unutulmamalı ve doğru hukuki dayanak seçilmelidir. Sürecin başında yapılacak doğru bir hukuki değerlendirme, hem zaman kaybını önler hem de tanıma tenfiz talebinin başarıyla sonuçlanmasını sağlar.

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, milletlerarası ticaretin ve aile hukukunun diğer katmanlarıyla yakından ilişkilidir. Uygulanacak hukuk ve yetkili merciin belirlenmesine ilişkin milletlerarası ticari sözleşmelerde hukuk seçimi ve yetki anlaşması incelememiz, banka taahhütlerinin sınır ötesi işleyişini ele aldığımız banka teminat mektupları ve URDG 758 kuralları yazımız ve yurtdışındaki nafaka alacaklarının takibini açıkladığımız yurtdışındaki nafaka alacaklarının takibi yazımız, tenfizin bağlantılı olduğu konuları ele almaktadır.

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi, boşanma kararlarının tescili, ticari ve aile hukukuna ilişkin tenfiz davaları ile yabancı hakem kararlarının tenfizi konularında danışmanlık almak için info@guzeloglu.legal adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Yazar: Abdülkadir GÜZELOĞLU