? Pay Sahipleri Sözleşmesi: Hukuki Niteliği, Nispi Etkisi, Drag Along, Tag Along ve Çıkış Mekanizmaları | Güzeloğlu Hukuk Bürosu
Tarih : 15.09.2026

Pay Sahipleri Sözleşmesi: Hukuki Niteliği, Nispi Etkisi, Drag Along, Tag Along ve Çıkış Mekanizmaları

Yazımızda pay sahipleri sözleşmesi ele alınmakta; sözleşmenin hukuki niteliği, esas sözleşmeyle farkı, nispi etkisi, oy sözleşmeleri, ön alım, drag along ve tag along hakları, çıkmaz hükümleri, çıkış mekanizmaları ve ihlalin yaptırımları anlatılmaktadır.

İki ortağın büyük bir uyum içinde kurduğu şirket, birkaç yıl sonra ortaklardan birinin payını beklenmedik bir üçüncü kişiye satmasıyla bambaşka bir hale gelebilir. Ya da bir yatırımcı şirkete ciddi bir sermaye koyar, ancak azınlıkta kaldığı için kritik kararlarda hiçbir söz hakkı olmadığını fark eder. Bir başka senaryoda, iki eşit ortak temel bir konuda anlaşamaz ve şirket tam anlamıyla kilitlenir. Bu tabloların ortak noktası, ortaklık ilişkisinin sadece esas sözleşmeye bırakılmış olması ve tarafların gerçek beklentilerinin hiçbir yerde yazılı hale getirilmemiş olmasıdır. Pay sahipleri sözleşmesi, tam da bu boşluğu doldurmak için vardır. Ortakların birbirlerine karşı hak ve yükümlülüklerini, yönetimde söz hakkını, payların devrine ilişkin kısıtlamaları ve ortaklıktan çıkış yollarını ayrıntılı biçimde düzenleyen bu sözleşme, şirket kurulurken hazırlanması gereken ancak çoğu zaman ihmal edilen bir belgedir. Bu makale, pay sahipleri sözleşmesinin hukuki niteliğini, esas sözleşmeyle ilişkisini ve farkını, nispi etkisinin sonuçlarını, tipik hükümlerini ve ihlal halinde başvurulabilecek yaptırımları kapsamlı biçimde incelemektedir.

1. Pay Sahipleri Sözleşmesi Kavramı

Pay sahipleri sözleşmesi, uygulamada hissedarlar sözleşmesi olarak da anılan ve uluslararası literatürde shareholders agreement adıyla bilinen, anonim veya limited şirketlerin ortakları arasında akdedilen bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin temel amacı, ortakların birbirleriyle ilişkilerini, şirketin yönetimine ilişkin mutabakatlarını ve payların akıbetine dair düzenlemeleri, esas sözleşmenin sunduğundan çok daha esnek ve ayrıntılı biçimde belirlemektir. Sözleşmenin tarafları kural olarak şirketin pay sahipleridir. Sözleşme, tüm pay sahiplerinin taraf olacağı biçimde akdedilebileceği gibi, pay sahiplerinden yalnızca ikisinin veya bir kısmının taraf olduğu, diğerlerinin dahil olmadığı sınırlı bir taraf yapısıyla da kurulabilir. Uygulamada bu sözleşmeye en çok üç durumda başvurulur; ortaklığın kuruluş aşamasında tarafların beklentilerini netleştirmek için, bir yatırımcının şirkete girişi sırasında yatırımcının haklarını güvence altına almak için ve aile şirketlerinde kuşaklar arası geçişi ve pay bütünlüğünü korumak için. Her üç durumda da sözleşme, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önemli bir kısmını baştan önleyen bir yol haritası işlevi görür.

2. Sözleşmenin Hukuki Niteliği

Pay sahipleri sözleşmesi, Türk Ticaret Kanununda düzenlenmemiştir. Bu sebeple sözleşme, kanunda düzenlenmemiş anlamına gelen atipik bir sözleşme niteliği taşır ve Türk Borçlar Kanununun genel hükümlerine tabidir. Sözleşmenin dayanağını, borçlar hukukunun temel ilkelerinden olan sözleşme serbestisi oluşturur; taraflar, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine, kişilik haklarına ve genel ahlaka aykırı olmamak kaydıyla sözleşmenin içeriğini serbestçe belirleyebilirler. Sözleşme, hukuki nitelik itibarıyla en az iki taraflı, taraflara karşılıklı veya tek taraflı borç yükleyebilen, ani edimli veya sürekli edimli bir borç ilişkisi doğuran borçlandırıcı bir işlemdir. Öğretide, pay sahipleri sözleşmesinin taraflar arasında bir adi ortaklık ilişkisi kurduğu da savunulur; zira taraflar ortak bir amaç doğrultusunda birlikte hareket etme taahhüdü altına girerler. Şekil bakımından sözleşme herhangi bir şarta tabi değildir; sözlü olarak dahi kurulabilir. Ancak ispat kolaylığı ve hükümlerin açıklığı bakımından yazılı yapılması, uygulamada istisnasız biçimde önerilir ve neredeyse her zaman yazılı olarak düzenlenir.

3. Esas Sözleşmeyle İlişkisi ve Farkı

Pay sahipleri sözleşmesinin doğru anlaşılması, onun esas sözleşmeyle olan ilişkisini kavramaktan geçer. Bu iki belge, aynı ortaklık ilişkisini düzenlemekle birlikte, hukuki nitelik ve etki bakımından temelden ayrılır. Esas sözleşme, şirketin kuruluş belgesidir; ticaret siciline tescil edilir, ticaret sicil gazetesinde ilan edilir ve bu tescil sayesinde üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilen, kurumsal ve mutlak etkili bir düzenleme oluşturur. Buna karşılık pay sahipleri sözleşmesi tescil edilmez, ilan edilmez ve yalnızca onu imzalayan taraflar arasında hüküm doğuran, nispi etkili bir sözleşmedir. Bu iki katmanlı yapının pratik sonucu şudur; esas sözleşme, kanunun izin verdiği sınırlar içinde kalmak zorundadır ve içerik bakımından dardır, buna karşılık pay sahipleri sözleşmesi çok daha geniş ve ayrıntılı düzenlemelere imkan tanır. Pay sahipleri sözleşmesinin bir diğer önemli avantajı gizliliktir; esas sözleşme herkese açıkken, pay sahipleri sözleşmesinin içeriği yalnızca taraflarca bilinir. Ortaklar arasındaki hassas mutabakatların kamuya açık bir belgede yer almaması, uygulamada bu sözleşmenin tercih edilmesinin en önemli sebeplerindendir.

4. Nispi Etki ve Sonuçları

Pay sahipleri sözleşmesinin en kritik özelliği, nispi etkili olmasıdır. Nispilik, sözleşmenin yalnızca onu imzalayan taraflar arasında bağlayıcı olması, şirket tüzel kişiliğini ve üçüncü kişileri doğrudan bağlamaması anlamına gelir. Bu ilkenin son derece önemli pratik sonuçları vardır ve uygulamada en çok yanılgıya düşülen nokta burasıdır. Birinci sonuç, sözleşmenin şirkete karşı ileri sürülememesidir; şirket, taraf olmadığı bu sözleşmeyle bağlı değildir ve sözleşmeye aykırı işlemleri kayda geçirmekten kaçınamaz. İkinci sonuç, üçüncü kişilerin sözleşmeyi ihlal etmesinin mümkün olmamasıdır; bir üçüncü kişi sözleşmenin varlığından haberdar olsa dahi, o sözleşmeden doğan yükümlülükler onu bağlamaz. Üçüncü sonuç, pay devri halinde sözleşmeden doğan hak ve borçların kendiliğinden yeni pay sahibine geçmemesidir; devralan, sözleşmeye ayrıca taraf olmadıkça onunla bağlı olmaz. Bu sebeple iyi düzenlenmiş sözleşmelerde, pay devri halinde devralanın sözleşmeye katılmasının zorunlu kılındığı hükümler yer alır. Nispi etkinin bu sonuçları, sözleşmenin sınırlarını doğru anlamayı ve bu sınırları kapatacak mekanizmalar kurmayı zorunlu kılar.

5. Oy Sözleşmeleri ve Yönetim Hakları

Pay sahipleri sözleşmelerinin en yaygın hükümlerinden biri, oy kullanımına ilişkin taahhütlerdir. Oy sözleşmesi olarak da adlandırılan bu hükümler, belirlenen konularda pay sahiplerinin ortak hareket etmesini ve genel kurul kararlarının önceden mutabık kalınan yönde alınmasını amaçlar. Bu düzenlemeler, özellikle azınlık pay sahibinin veya yatırımcının, sermaye payıyla orantısız biçimde söz sahibi olmasını sağlamak için kullanılır. Yönetim haklarına ilişkin tipik düzenlemeler arasında, azınlık pay sahibine yönetim kurulunda temsil hakkı tanınması, belirli kritik konularda veto hakkı verilmesi ve bazı kararların nitelikli çoğunlukla alınmasının kararlaştırılması yer alır. Veto hakkına bağlanan konular genellikle birleşme ve devralma, esas sözleşme değişikliği, sermaye artırımı, önemli tutarda borçlanma, temel varlıkların elden çıkarılması ve tasfiye gibi şirketin geleceğini doğrudan etkileyen başlıklardır. Ancak bu taahhütlerin nispi etkisi burada da kendini gösterir; taahhüde aykırı oy kullanan pay sahibinin oyu şirket nezdinde geçerli sayılır ve alınan genel kurul kararı bu sebeple geçersiz hale gelmez. Sözleşmeye aykırılığın yaptırımı, tazminat ve cezai şart düzeyinde kalır. Bu sebeple oy taahhütlerinin, caydırıcı cezai şartlarla desteklenmesi hayati önem taşır.

6. Ön Alım ve Öncelik Hakları

Ortaklık yapısının korunması, pay sahipleri sözleşmelerinin temel amaçlarından biridir. Bu amaca hizmet eden ilk mekanizma ön alım hakkıdır. Ön alım hakkı, bir pay sahibinin paylarını üçüncü bir kişiye devretmek istemesi halinde, bu payların öncelikle diğer pay sahiplerine, üçüncü kişiye teklif edilen koşullarla önerilmesini öngörür. Diğer ortaklar bu hakkı kullanarak payları satın alabilir ve böylece ortaklığa dışarıdan bir kişinin girmesi engellenir. Bu mekanizma, ortaklıkta yabancılaşmayı önleyen ve mevcut ortaklar arasındaki güven ilişkisini koruyan temel bir araçtır. Buna benzer biçimde işleyen bir diğer mekanizma, yeni pay ihracında mevcut ortaklara tanınan öncelik hakkıdır; bu hak, sermaye artırımı halinde mevcut ortakların paylarının sulanmasını önler ve sermayedeki oranlarını koruma imkanı verir. Bu hakların işlerliği, sözleşmede usulün açık biçimde düzenlenmesine bağlıdır; devretmek isteyen ortağın yapacağı bildirimin içeriği ve şekli, diğer ortakların cevap vermesi için tanınan süre, fiyatın nasıl belirleneceği ve hakkın kullanılmaması halinde devrin hangi koşullarla serbest kalacağı ayrıntılı biçimde yazılmalıdır.

7. Tag Along ve Drag Along Hakları

Pay sahipleri sözleşmelerinin en karakteristik iki hükmü, birlikte satma hakkı ve birlikte satışa zorlama hakkıdır. Birlikte satma hakkı, uluslararası uygulamada tag along olarak anılır ve azınlık pay sahibini korumaya yöneliktir. Bu hak sayesinde, çoğunluk pay sahibi paylarını üçüncü bir kişiye sattığında, azınlık pay sahibi de aynı koşullarla satışa katılma ve payını devretme imkanı bulur. Bu düzenleme olmaksızın azınlık ortak, tanımadığı ve güvenmediği yeni bir çoğunluk ortakla baş başa kalma riskiyle karşılaşır. Birlikte satışa zorlama hakkı ise drag along olarak bilinir ve tam tersi yönde, çoğunluk pay sahibini korur. Bu hak, paylarını üçüncü kişiye satmak isteyen çoğunluk ortağa, diğer pay sahiplerini de paylarını daha kötü olmayan koşullarla satmaya zorlama yetkisi verir. Bu mekanizmanın varlık sebebi pratiktir; bir alıcı çoğu zaman şirketin tamamını almak ister ve azınlıkta kalacak küçük bir ortağın varlığı satışı engelleyebilir. Drag along hakkı, bu engeli aşarak çıkış imkanını korur. Her iki hakkın da etkili işleyebilmesi için tetikleyici olayların net tanımlanması, bildirim sürelerinin belirlenmesi ve eşdeğer koşullar yükümlülüğünün açıkça yazılması gerekir.

8. Pay Devri Kısıtlamaları ve Lock-up

Pay sahipleri sözleşmelerinde, payların belirli bir süre devredilmemesini öngören hükümlere de sıklıkla yer verilir. Lock-up olarak anılan bu düzenleme, özellikle şirketin kuruluş ve büyüme aşamasında, kurucu ortakların ve kilit kişilerin şirkette kalmasını güvence altına almak için kullanılır. Bir yatırımcı açısından, yatırım yaptığı şirketin kurucusunun kısa süre içinde payını satıp ayrılması ciddi bir risktir; lock-up hükmü bu riski bertaraf eder. Benzer biçimde, payların yalnızca belirli kişilere veya belirli koşullarla devredilebileceğine ilişkin kısıtlamalar da düzenlenebilir. Ancak burada nispi etkiden doğan kritik bir sınır vardır; pay devrini kısıtlayan sözleşmesel hükümlere aykırı olarak yapılan bir pay devri, geçerliliğini korur ve şirkete karşı ileri sürülebilir. Yani sözleşmeye aykırı devir hukuken geçersiz sayılmaz; ihlal eden ortak yalnızca tazminat ve cezai şart sorumluluğu altına girer. Bu önemli sınırı aşmak için uygulamada tamamlayıcı yöntemlere başvurulur; esas sözleşmeye bağlam hükmü konulması, payların rehnedilmesi veya devir kısıtlamalarının pay senetlerine şerh edilmesi gibi kurumsal araçlar, sözleşmesel kısıtlamayı güçlendirir.

9. Çıkmaz Hükümleri ve Kilitlenmenin Çözümü

Özellikle iki eşit ortaklı şirketlerde en büyük risklerden biri, ortakların temel bir konuda anlaşamaması ve şirketin karar alamaz hale gelmesidir. Uygulamada çıkmaz ya da kilitlenme olarak anılan bu durum, şirketin faaliyetini fiilen durdurabilir ve taraflara ağır zararlar verebilir. Pay sahipleri sözleşmelerinde bu riski yönetmek için çıkmaz hükümleri düzenlenir. Bu hükümler, kilitlenme halinde izlenecek yolu önceden belirler. İlk aşamada genellikle bir müzakere ve üst yönetim düzeyinde çözüm arama süreci öngörülür. Bu süreç sonuç vermezse, payların el değiştirmesini sağlayan mekanizmalar devreye girer. Bunların en bilineni, bir ortağın diğerine belirli bir fiyattan payını satın alma teklifi yapması ve karşı tarafın ya bu fiyattan satmayı ya da aynı fiyattan teklif edeni satın almayı seçmek zorunda kalmasıdır; bu mekanizma, teklif edeni gerçekçi bir fiyat vermeye zorlaması bakımından dengeli kabul edilir. Alternatif olarak, payların bağımsız bir uzmanca değerlenmesi ve belirlenen fiyattan devri, hatta şirketin tasfiyesi gibi çözümler de öngörülebilir. Bu hükümlerin baştan düzenlenmesi, kilitlenme anında tarafların çaresiz kalmasını önler.

10. Alım ve Satım Opsiyonları

Pay sahipleri sözleşmelerinde, belirli koşulların gerçekleşmesi halinde payların el değiştirmesini sağlayan opsiyon hükümleri de yaygın biçimde kullanılır. Alım opsiyonu, hak sahibine, belirlenen koşullar gerçekleştiğinde diğer ortağın paylarını önceden kararlaştırılan esaslara göre satın alma yetkisi verir. Satım opsiyonu ise hak sahibine, paylarını diğer ortağa satma ve karşı tarafı satın almaya zorlama imkanı tanır. Bu mekanizmalar, özellikle belirli tetikleyici olaylara bağlanır; ortaklardan birinin sözleşmeyi esaslı biçimde ihlal etmesi, rekabet yasağına aykırı davranması, şirketteki görevinden ayrılması, ölümü veya ehliyetini kaybetmesi gibi haller tipik tetikleyicilerdir. Opsiyon hükümlerinin işlevsel olabilmesi için, fiyatın nasıl belirleneceğinin açık biçimde düzenlenmesi şarttır; sabit bir fiyat, bir formül, bağımsız değerleme ya da belirli bir çarpan üzerinden hesaplama gibi yöntemler kullanılabilir. Fiyat mekanizmasının belirsiz bırakılması, opsiyon hükmünü uygulamada işlemez hale getirir ve yeni bir uyuşmazlık kaynağına dönüştürür. Tetikleyici olayların da tereddüde yer bırakmayacak biçimde tanımlanması aynı ölçüde önemlidir.

11. Rekabet Yasağı ve Gizlilik

Pay sahipleri sözleşmelerinin esaslı unsurlarından biri, ortakların şirketle rekabet etmemesine ilişkin taahhütlerdir. Özellikle yönetimde aktif rol alan ve şirketin ticari sırlarına, müşteri ilişkilerine ve teknik bilgisine erişimi olan ortaklar bakımından bu taahhüt hayati önem taşır. Rekabet yasağı, hem sözleşmenin yürürlükte olduğu süre boyunca hem de ortağın paylarını devrederek ayrılmasından sonraki belirli bir dönem için öngörülebilir. Ayrılık sonrası rekabet yasağının geçerli olabilmesi için, süre, coğrafi alan ve faaliyet konusu bakımından makul sınırlar içinde kalması gerekir; ölçüsüz bir rekabet yasağı, kişinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle geçersiz sayılabilir veya sınırlandırılabilir. Rekabet yasağının yanında, şirkete ve ortaklık ilişkisine dair bilgilerin gizli tutulmasına ilişkin hükümler de düzenlenir. Bu taahhütlerin ihlali halinde tazminat talep etmek çoğu zaman zor olduğundan, uygulamada bu hükümler neredeyse istisnasız biçimde cezai şarta bağlanır. Cezai şartın caydırıcı ancak fahiş olmayan bir düzeyde belirlenmesi, hem hükmün işlevselliği hem de geçerliliği bakımından önem taşır.

12. Sözleşmenin İhlali ve Yaptırımlar

Pay sahipleri sözleşmesinin ihlali halinde başvurulabilecek yaptırımlar, sözleşmenin nispi etkisiyle doğrudan bağlantılıdır ve bu sebeple sınırlıdır. İhlalin şirket nezdindeki işlemi geçersiz kılmaması, uygulamadaki en temel sorundur; sözleşmeye aykırı yapılan pay devri geçerli kalır, aykırı kullanılan oy şirket bakımından hüküm doğurur. Dolayısıyla ihlal halinde başvurulacak yollar esas olarak borçlar hukuku çerçevesinde kalır. Birinci yol tazminattır; ihlal eden tarafın, karşı tarafın uğradığı zararı tazmin etmesi talep edilir. Ancak burada zararın ispatı çoğu zaman güçtür ve bu güçlük tazminat yolunu etkisiz kılabilir. Bu sebeple ikinci ve uygulamada çok daha etkili yol, cezai şarttır; sözleşmede öngörülen cezai şart, zararın ispatına gerek kalmaksızın talep edilebilir ve asıl caydırıcı işlevi görür. Üçüncü yol, aynen ifa talebidir; özellikle belirli bir işlemin yapılmasının taahhüt edildiği hallerde, mahkemeden bu edimin yerine getirilmesi istenebilir. Dördüncü olarak, ihlal edene karşı opsiyon haklarının kullanılması gibi sözleşmesel mekanizmalar devreye sokulabilir. Sözleşme hazırlanırken bu yaptırım mimarisinin baştan kurgulanması, ihlal anında etkin bir koruma sağlar.

13. Uyuşmazlık Çözümü

Pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıklar, çoğu zaman hassas ticari bilgileri, şirketin iç işleyişini ve ortaklar arasındaki kişisel ilişkileri konu alır. Bu niteliği sebebiyle uyuşmazlık çözüm yönteminin dikkatle seçilmesi gerekir. Uygulamada pay sahipleri sözleşmelerinde tahkim şartı yaygın biçimde tercih edilir. Tahkimin bu alandaki temel avantajı gizliliktir; devlet mahkemelerindeki yargılamanın aleni niteliği, ortaklar arasındaki anlaşmazlığın ve şirkete dair hassas bilgilerin kamuya yayılmasına yol açabilir, tahkim ise bu riski ortadan kaldırır. İkinci avantaj hızdır; ortaklık uyuşmazlıklarının uzun sürmesi şirketin işleyişini felce uğratabilir. Üçüncü avantaj uzmanlıktır; şirketler hukukuna ve ticari işleyişe hakim hakemlerin uyuşmazlığı çözmesi, kararların isabetini artırır. Yabancı ortak bulunan şirketlerde tahkimin bir başka avantajı, kararların uluslararası alanda tanınıp icra edilebilmesidir. Tahkim şartı düzenlenirken tahkim merkezinin, tahkim yerinin, dilin, hakem sayısının ve uygulanacak hukukun açıkça belirlenmesi gerekir. Eksik veya çelişkili bir tahkim şartı, uyuşmazlık anında sürecin tıkanmasına yol açabilir.

14. Uygulamada Sık Yapılan Hatalar

Pay sahipleri sözleşmelerinde belirli hatalar sıklıkla tekrarlanır. Birinci hata, sözleşmenin hiç yapılmamasıdır; ortaklığın kuruluş aşamasındaki uyum ortamında bu belgenin gereksiz görülmesi, yıllar sonra çözümsüz uyuşmazlıklara zemin hazırlar. İkinci hata, internetten alınan şablonların şirketin somut durumu düşünülmeden kullanılmasıdır; ortaklık yapısına, sektöre ve tarafların gerçek beklentilerine uyarlanmamış bir metin işlevsizdir. Üçüncü hata, sözleşmenin nispi etkisinin göz ardı edilmesi ve hükümlerin şirketi de bağladığının varsayılmasıdır; oysa şirket taraf olmadığı sürece bağlı değildir. Dördüncü hata, esas sözleşmeyle uyumun gözetilmemesidir; pay sahipleri sözleşmesindeki düzenlemelerin, mümkün olduğu ölçüde esas sözleşmedeki bağlam ve benzeri kurumsal araçlarla desteklenmesi gerekir. Beşinci hata, pay devri halinde devralanın sözleşmeye katılmasının zorunlu kılınmamasıdır; bu eksiklik, bir devirle sözleşmenin işlevini yitirmesine yol açabilir. Altıncı hata, fiyat ve değerleme mekanizmalarının belirsiz bırakılmasıdır. Yedinci hata ise cezai şartın hiç öngörülmemesi veya etkisiz bir düzeyde belirlenmesidir; bu durumda sözleşmenin caydırıcılığı büyük ölçüde kaybolur.

15. Sonuç ve Pratik Tavsiyeler

Pay sahipleri sözleşmesi, ortaklık ilişkisinin sağlıklı yürümesi ve uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından en etkili hukuki araçlardan biridir. Bu alandaki temel hususlar şu şekilde özetlenebilir. Sözleşme atipiktir ve Türk Borçlar Kanununun sözleşme serbestisi çerçevesinde hazırlanır; içerik bakımından geniş bir hareket alanı sunar, ancak emredici hükümler ve genel ahlak sınırları aşılamaz. Sözleşme nispi etkilidir; yalnızca imzalayanları bağlar, şirketi ve üçüncü kişileri bağlamaz ve bu sınır her hükmün tasarımında gözetilmelidir. Sözleşmeye aykırı pay devirleri ve oy kullanımları şirket nezdinde geçerliliğini korur; bu sebeple caydırıcılık cezai şart üzerinden kurulmalıdır. Ön alım, tag along, drag along, lock-up ve opsiyon hükümleri düzenlenirken tetikleyici olaylar, bildirim süreleri, fiyat mekanizması ve eşdeğer koşullar yükümlülüğü tereddüde yer bırakmayacak biçimde yazılmalıdır. İki eşit ortaklı yapılarda çıkmaz hükümleri mutlaka öngörülmelidir. Pay devri halinde devralanın sözleşmeye katılması zorunlu kılınmalı, düzenlemeler mümkün olduğunca esas sözleşmedeki kurumsal araçlarla desteklenmelidir. Son olarak, gizliliği ve hızı sağlaması bakımından tahkim şartı ciddi biçimde değerlendirilmelidir. En önemlisi, bu sözleşmenin ortaklık kurulurken, yani tarafların henüz uyum içinde olduğu dönemde hazırlanmasıdır; uyuşmazlık çıktıktan sonra bu belgeyi müzakere etmek neredeyse imkansız hale gelir.

Pay sahipleri sözleşmesi, şirketler hukukunun ve ticari sözleşme hukukunun diğer alanlarıyla yakından ilişkilidir. Şirket yönetiminde görev alanların sorumluluğunu ele aldığımız anonim şirkette yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu yazımız ve yabancı ortaklı yapılarda uygulanacak hukukun belirlenmesini incelediğimiz milletlerarası ticari sözleşmelerde hukuk seçimi ve yetki anlaşması incelememiz, pay sahipleri sözleşmesiyle bağlantılı konuları ele almaktadır.

Pay sahipleri sözleşmelerinin hazırlanması ve müzakeresi, ortaklık yapılandırması, yatırımcı girişi, çıkış mekanizmalarının kurgulanması ve ortaklık uyuşmazlıklarının çözümü konularında danışmanlık almak için info@guzeloglu.legal adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Yazar: Abdülkadir GÜZELOĞLU