? Şirket Birleşme ve Devralmalarında Hukuki Due Diligence ve Hisse Alım Sözleşmesi: Beyan ve Tekeffüller, Tazminat ve Kapanış | Güzeloğlu Hukuk Bürosu
Tarih : 16.09.2026

Şirket Birleşme ve Devralmalarında Hukuki Due Diligence ve Hisse Alım Sözleşmesi: Beyan ve Tekeffüller, Tazminat ve Kapanış

Yazımızda şirket birleşme ve devralmalarında hukuki due diligence ve hisse alım sözleşmesi ele alınmakta; inceleme kapsamı, ayıba karşı tekeffülle ilişkisi, beyan ve tekeffüller, tazminat mekanizmaları, fiyat düzeltme, kapanış ön koşulları ve rekabet izni anlatılmaktadır.

Bir şirketi satın almak, görünürde bir hisse devrinden ibarettir; gerçekte ise devralınan şey, o şirketin geçmişiyle birlikte tüm yükümlülükleri, davaları, vergi riskleri, sözleşmeleri ve henüz ortaya çıkmamış sorunlarıdır. Kapanıştan aylar sonra gün yüzüne çıkan bir vergi incelemesi, bilinmeyen bir kefalet taahhüdü, süresi dolmuş bir lisans ya da eski bir çalışanın açtığı dava, işlemin ekonomisini tümüyle bozabilir. Bu sebeple birleşme ve devralma işlemlerinin kalbinde iki belge yer alır; hedef şirketin gerçek durumunu ortaya koyan hukuki inceleme raporu ve bu incelemede tespit edilen risklerin kimin üzerinde kalacağını belirleyen hisse alım sözleşmesi. Bu ikisi birbirinden ayrı düşünülemez; inceleme neyi bulduysa, sözleşme onu yönetmek zorundadır. Bu makale, hukuki due diligence sürecini, inceleme kapsamını, incelemenin satıcının ayıba karşı tekeffül sorumluluğuyla ilişkisini, hisse alım sözleşmesinin yapısını, beyan ve tekeffülleri, tazminat ve fiyat düzeltme mekanizmalarını, kapanış ön koşullarını ve rekabet hukuku iznini kapsamlı biçimde incelemektedir.

1. Birleşme ve Devralma İşleminin Aşamaları

Bir birleşme veya devralma işlemi, tek bir anda gerçekleşen bir alım satım değil, birbirini izleyen aşamalardan oluşan bir süreçtir. Süreç genellikle tarafların ilk temasıyla ve karşılıklı ilgi beyanıyla başlar. Bu aşamada, görüşmeler sırasında paylaşılacak bilgilerin korunması için bir gizlilik sözleşmesi imzalanır. Ardından, tarafların temel mutabakatını ortaya koyan ve çoğu hükmü bağlayıcı olmayan bir niyet mektubu veya ön protokol düzenlenir; bu belgede işlemin yapısı, gösterge niteliğinde fiyat, münhasırlık süresi ve takvim belirlenir. Bunu hukuki, mali ve vergisel inceleme aşaması izler. İnceleme sonuçları, hisse alım sözleşmesinin müzakeresine doğrudan yansır. Sözleşmenin imzalanması, işlemin tamamlandığı anlamına gelmez; imza ile taraflar yalnızca sözleşmede belirlenen yükümlülükleri yerine getirme borcu altına girer. Mülkiyetin gerçekten el değiştirdiği an, kapanış tarihidir. İmza ile kapanış arasında, ön koşulların yerine getirilmesine ayrılan bir ara dönem bulunur. Kapanışta hisse devri gerçekleşir, bedel ödenir, yönetim değişikliği yapılır ve gerekli sicil tescilleri tamamlanır. Bu aşamalı yapının doğru kurgulanması, işlemin hukuki güvenliğinin temelidir.

2. Hukuki Due Diligence Kavramı ve Amacı

Hukuki due diligence, hedef şirketin hukuki durumunun sistematik biçimde incelenmesi sürecidir. Bu sürecin üç temel amacı vardır. Birinci amaç, hedef şirketin hukuki varlığının ve iyi durumda olduğunun doğrulanmasıdır; şirketin usulüne uygun kurulduğu, faaliyetini sürdürmeye ehil olduğu ve devre konu payların gerçekten satıcıya ait olduğu teyit edilir. İkinci amaç, önemli risklerin tespit edilmesidir; uygulamada kırmızı bayrak olarak anılan bu riskler, işlemin yapısını değiştirebilecek veya işlemden vazgeçilmesine yol açabilecek ağırlıkta olabilir. Üçüncü amaç, tespit edilen risklerin işlem değerine ve sözleşme yapısına nasıl yansıtılacağının belirlenmesidir; bir risk ya fiyattan düşülür, ya satıcının beyan ve tekeffülüne bağlanır, ya özel bir tazminat hükmüyle karşılanır, ya kapanış ön koşulu haline getirilerek giderilmesi istenir, ya da bilinçli olarak alıcı tarafından üstlenilir. Due diligence bu yönüyle yalnızca bir bilgi toplama faaliyeti değil, doğrudan sözleşme tasarımını yönlendiren bir risk dağıtım aracıdır. İncelemenin kapsamı ve derinliği, işlemin büyüklüğüne, sektöre ve tarafların risk iştahına göre belirlenir.

3. İncelemenin Kapsamı: Kurumsal Yapı ve Paylar

Hukuki incelemenin ilk ve en kritik başlığı, şirketin kurumsal yapısı ve payların hukuki durumudur. Bu kapsamda öncelikle kuruluş belgeleri, esas sözleşme ve tüm tadil metinleri incelenir; şirketin usulüne uygun kurulduğu ve esas sözleşmenin güncel hali doğrulanır. Ardından payların mülkiyet zinciri incelenir; payların kuruluştan bugüne kadar geçirdiği tüm devirlerin kesintisiz ve usulüne uygun olduğu teyit edilmelidir. Pay defterinin güncel tutulup tutulmadığı ve kayıtların ticaret sicili verileriyle örtüşüp örtüşmediği kontrol edilir; bu iki kaynak arasındaki uyumsuzluk, uygulamada sık karşılaşılan ve devrin geçerliliğini tartışmalı hale getirebilecek ciddi bir sorundur. Paylar üzerinde rehin, haciz veya başka bir takyidat bulunup bulunmadığı araştırılır. Esas sözleşmede pay devrini kısıtlayan bağlam hükümleri, imtiyazlı paylar ve belirli kararlar için öngörülmüş özel nisap gereklilikleri incelenir; bu hükümler devrin gerçekleştirilebilmesi için ek onaylar gerektirebilir. Son olarak, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler, yönetim iç yönergesi ve verilmiş vekaletnameler kontrol edilir. Bu başlıktaki bir eksiklik, işlemin temelini sarsabileceğinden inceleme burada özellikle titiz yürütülür.

4. İncelemenin Kapsamı: Sözleşmeler, Varlıklar ve Uyum

Kurumsal yapının ardından incelemenin ikinci büyük ayağı, şirketin ticari ilişkileri ve varlıklarıdır. Bu kapsamda önemli müşteri ve tedarikçi sözleşmeleri, distribütörlük ve acentelik ilişkileri, kredi sözleşmeleri, teminat ve kefalet taahhütleri, kira sözleşmeleri ve lisans anlaşmaları incelenir. Bu incelemede özellikle dikkat edilen hüküm tipi, kontrol değişikliği hükümleridir; birçok ticari sözleşme, şirketin ortaklık yapısı değiştiğinde karşı tarafa fesih hakkı tanır ve bu hüküm, devir sonrası şirketin en değerli sözleşmelerini kaybetmesine yol açabilir. Varlıklar bakımından taşınmazlar, tapu kayıtları, üzerlerindeki takyidatlar, makine ve teçhizat ile fikri mülkiyet hakları incelenir; markaların, patentlerin ve alan adlarının gerçekten şirket adına tescilli olup olmadığı doğrulanır. İstihdam tarafında iş sözleşmeleri, kıdem yükümlülükleri, sendikal ilişkiler ve devam eden iş davaları değerlendirilir. Uyum tarafında ise faaliyet izinleri ve ruhsatlar, çevre mevzuatı, veri koruma uyumu, rekabet hukuku riskleri ve varsa yaptırım listeleriyle ilgili durum incelenir. Vergi ve dava dosyaları da ayrı birer başlık olarak ele alınır.

5. İncelemenin Yürütülmesi ve Rapor

Due diligence süreci, uygulamada belirli bir yöntemle yürütülür. Süreç, alıcı tarafın hazırladığı bir bilgi ve belge talep listesinin satıcıya iletilmesiyle başlar. Satıcı, talep edilen belgeleri günümüzde genellikle sanal bir veri odasına yükler; bu ortam, hem belge akışını düzenler hem de hangi belgenin ne zaman paylaşıldığını kayıt altına alır. Bu kayıt, ileride bir uyuşmazlık çıktığında alıcının neyi bildiği ve neyi bilmediği tartışmasında belirleyici bir delil oluşturur. İnceleme sırasında eksik veya çelişkili görülen hususlar için satıcıya ek soru listeleri gönderilir. Sürecin sonunda hazırlanan hukuki inceleme raporu, tespit edilen hususları ve bunların doğurduğu riskleri sistematik biçimde ortaya koyar. İyi bir rapor, yalnızca bulguları sıralamakla yetinmez; her riski önem derecesine göre sınıflandırır, riskin gerçekleşme olasılığını ve muhtemel mali etkisini değerlendirir ve en önemlisi, her risk için somut bir çözüm önerisi sunar. Raporun bu son boyutu, incelemeyi bir belge yığınından işlem stratejisine dönüştüren unsurdur ve hisse alım sözleşmesinin müzakeresinde doğrudan kullanılır.

6. İncelemenin Ayıba Karşı Tekeffülle İlişkisi

Hukuki incelemenin, Türk hukuku bakımından son derece önemli ve çoğu zaman gözden kaçan bir sonucu vardır. Birleşme ve devralma işlemlerinin temelinde bir satım sözleşmesi bulunduğundan, satıcının ayıba karşı tekeffül sorumluluğu gündeme gelir. Alıcı, hedef şirket hakkında due diligence incelemesi yürüterek, hukuken satılanı muayene etmiş sayılır. Bunun doğal sonucu şudur; yapılan inceleme, satıcının gizli olmayan, yani inceleme ile fark edilebilecek ayıplardan sorumlu olmaması sonucunu doğurur. Bir başka deyişle, alıcı incelemesi sırasında görebileceği bir riski görmemişse, sonradan bu riski satıcıya yükleme imkanı önemli ölçüde daralır. Bu kuralın önemli bir istisnası vardır; satıcı bilerek ve hile ile bazı hususları gizlemişse ve bu sebeple ayıplar tespit edilememişse, satıcının tekeffül sorumluluğu devam eder. Bu hukuki çerçeve, iki pratik sonuç doğurur. Birincisi, alıcı bakımından incelemenin kapsamlı yapılması yalnızca bilgi edinmek için değil, hak kaybını önlemek için de zorunludur. İkincisi, alıcı incelemeyle tespit ettiği veya edemediği riskleri, sözleşmedeki beyan ve tekeffüllerle açıkça güvence altına almalıdır.

7. Hisse Alım Sözleşmesinin Yapısı

Hisse alım sözleşmesi, due diligence raporu doğrultusunda hazırlanan ve işlemin tüm hukuki mimarisini kuran esas belgedir. Sözleşmenin tipik yapısı belirli bir düzen izler. Tanımlar bölümü, metinde kullanılan tüm teknik kavramları netleştirir ve yorum tartışmalarını önler. Satış ve devir hükümleri, devre konu payları, bedeli ve ödeme yapısını belirler. Kapanış ön koşulları, işlemin tamamlanabilmesi için gerçekleşmesi gereken şartları sayar. Kapanış hükümleri, kapanış gününde hangi işlemlerin hangi sırayla yapılacağını adım adım düzenler. Beyan ve tekeffüller bölümü, tarafların birbirlerine verdiği güvenceleri içerir. Tazminat hükümleri, bu güvencelerin ihlali halinde işleyecek mekanizmayı kurar. Bunları kapanış sonrası taahhütler, rekabet etmeme ve gizlilik hükümleri, uygulanacak hukuk ve uyuşmazlık çözümü hükümleri izler. İyi kurgulanmış bir hisse alım sözleşmesinin ayırt edici özelliği, inceleme bulgularını soyut ve temenni niteliğindeki ifadeler yerine ölçülebilir ve icra edilebilir sözleşmesel korumalara dönüştürmesidir. Sözleşmenin ekleri de en az metin kadar önemlidir; açıklama listeleri ve varlık envanterleri, sorumluluğun sınırını fiilen çizen belgelerdir.

8. Beyan ve Tekeffüller

Hisse alım sözleşmesinin en uzun ve en çok müzakere edilen bölümü, beyan ve tekeffüllerdir. Bu hükümlerle satıcı, hedef şirketin sahip olduğu ileri sürülen niteliklerin gerçekte var olduğunu taahhüt eder. Beyan edilen özellikler ile şirketin gerçek durumu arasındaki fark, hukuken ayıp olarak nitelendirilir ve tazminat hakkı doğurur. Tipik beyan ve tekeffül başlıkları, hukuki incelemenin başlıklarıyla paralel ilerler; şirketin usulüne uygun kurulduğu ve faaliyetini sürdürmeye ehil olduğu, payların satıcıya ait olduğu ve üzerlerinde takyidat bulunmadığı, mali tabloların doğru olduğu, bildirilenler dışında borç ve taahhüt bulunmadığı, vergi yükümlülüklerinin yerine getirildiği, devam eden veya tehdit edilen dava bulunmadığı, önemli sözleşmelerin geçerli olduğu, fikri mülkiyet haklarının şirkete ait olduğu, çalışma mevzuatına uyulduğu ve gerekli izin ve ruhsatların mevcut olduğu bu başlıklardandır. Ayrıca satıcıdan, due diligence sürecinde sunduğu bilgi ve belgelerin doğru ve eksiksiz olduğuna ve önemli hiçbir bilgiyi vermekten kaçınmadığına dair ayrı bir beyan alınması, uygulamada yerleşik ve son derece önemli bir korumadır. Beyan ve tekeffüller, satıcının sorumluluğunun sınırlarını fiilen çizen hükümlerdir.

9. Açıklama Listesi ve Bilgi İstisnası

Beyan ve tekeffüller mutlak biçimde verilmez; satıcı, bu beyanlara istisna oluşturan hususları bir açıklama listesiyle ortaya koyar. Bu liste, örneğin dava bulunmadığına dair beyanın altında devam eden belirli davaları, borç bulunmadığına dair beyanın altında mevcut kredi ilişkilerini açıklar. Açıklama listesinde yer alan bir husus, ilgili beyanın ihlali sayılmaz ve kural olarak tazminat talebine konu edilemez. Bu yapı, müzakerenin en hassas alanlarından birini oluşturur. Satıcı, sorumluluğunu daraltmak için listeyi olabildiğince geniş tutmak, hatta genel nitelikte ifadelerle veri odasında paylaşılan her belgeyi açıklanmış saymak ister. Alıcı ise listeyi dar tutmak ve yalnızca açıkça ve anlaşılır biçimde belirtilen hususların istisna sayılmasını talep eder; zira binlerce sayfalık bir veri odasının tümüyle açıklanmış sayılması, beyan ve tekeffülleri işlevsiz hale getirir. Bu noktada varılan mutabakat, işlemin risk dağılımını doğrudan belirler. Alıcı bakımından önerilen yaklaşım, açıklamanın yalnızca listede açıkça ve ilgili beyana atıfla yapılması halinde geçerli sayılmasıdır.

10. Tazminat Mekanizmaları ve Sınırlamalar

Beyan ve tekeffüllerin ihlali halinde devreye giren tazminat mekanizması, hisse alım sözleşmesinin ikinci ağırlık merkezidir. Genel tazminat yükümlülüğü, beyanların gerçeğe aykırı çıkması halinde satıcının alıcının zararını karşılamasını öngörür. Bunun yanında, due diligence sırasında tespit edilmiş somut ve bilinen riskler için özel tazminat hükümleri düzenlenir; örneğin devam eden belirli bir vergi incelemesinin sonucundan satıcının tam olarak sorumlu tutulacağı ayrıca kararlaştırılabilir. Tazminat sorumluluğu genellikle çeşitli sınırlamalara tabi tutulur. Asgari eşik, belirli bir tutarın altındaki taleplerin ileri sürülememesini öngörür ve önemsiz taleplerin önüne geçer. Toplam eşik, bireysel taleplerin toplamı belirli bir düzeye ulaşmadıkça talep hakkının doğmamasını sağlar. Tavan, satıcının toplam sorumluluğunun üst sınırını belirler ve çoğu zaman satış bedelinin bir yüzdesi olarak kararlaştırılır. Süre sınırlaması, beyanların hangi tarihe kadar ileri sürülebileceğini belirler; vergi ve çevre gibi başlıklarda bu süre genellikle daha uzun tutulur. Bu sınırlamaların dengeli kurgulanması, müzakerenin en teknik kısmıdır.

11. Fiyat Düzeltme ve Teminat Mekanizmaları

Hedef şirketin mali durumu, sözleşmenin imzalandığı tarih ile kapanış tarihi arasında değişebilir. Bu değişimin bedele nasıl yansıyacağı, iki farklı yöntemden biriyle çözülür. Birinci yöntem kapanış hesapları yöntemidir; bu yöntemde bedel, kapanış tarihi itibarıyla hazırlanan mali tablolara göre, net borç ve işletme sermayesi kalemleri esas alınarak düzeltilir. Bu yöntem gerçeğe daha yakın bir sonuç verir, ancak kapanış sonrası hesaplama ve buna bağlı uyuşmazlık riski taşır. İkinci yöntem kilitli kutu yöntemidir; burada bedel, geçmiş bir tarihli bilanço esas alınarak sabitlenir ve o tarihten itibaren şirketten değer çıkışı yapılmaması taahhüt edilir. Bu yöntem kesinlik ve basitlik sağlar, ancak alıcı için ara dönem riskini artırır. Tazminat taleplerinin fiilen tahsil edilebilmesi için teminat mekanizmaları da kurulur. En yaygın olanı, bedelin bir kısmının belirli bir süre bloke bir hesapta tutulmasıdır; bu tutar, ortaya çıkabilecek taleplere karşı güvence oluşturur. Alternatif olarak, bedelin bir kısmının ertelenmesi, banka teminat mektubu alınması veya beyan ve tekeffül sigortası yaptırılması gibi yöntemlere de başvurulabilir.

12. Kapanış Ön Koşulları ve Ara Dönem

Hisse alım sözleşmesinin imzalanmasıyla kapanış arasındaki dönem, işlemin en kırılgan aşamasıdır. Bu dönemde yerine getirilmesi gereken şartlar, kapanış ön koşulları olarak sözleşmede sayılır. Tipik ön koşullar arasında rekabet kurumu onayının alınması, sektörel düzenleyici kurumların iznine tabi faaliyetlerde gerekli onayların temini, kredi veren bankalardan kontrol değişikliğine muvafakat alınması, esas sözleşmedeki bağlam hükümleri gereği yönetim kurulu veya genel kurul onaylarının sağlanması ve due diligence sırasında tespit edilen belirli eksikliklerin giderilmesi yer alır. Bu koşullar gerçekleşmezse kapanış yapılmaz ve taraflar sözleşmeden kurtulur. Ara dönemde ayrıca satıcıya birtakım davranış yükümlülükleri getirilir; şirketin olağan faaliyet akışı içinde yönetilmesi, olağandışı harcama ve taahhütlerden kaçınılması, önemli sözleşmelerin feshedilmemesi ve varlık satışı yapılmaması gibi taahhütler bu kapsamdadır. Bu yükümlülükler, alıcının kapanışta imza anındakinden farklı bir şirketle karşılaşmasını önler. Ayrıca önemli olumsuz değişiklik halinde alıcıya sözleşmeden çıkma hakkı tanınabilir.

13. Rekabet Hukuku İzni

Birleşme ve devralma işlemlerinin önemli bir kısmı, rekabet hukuku bakımından izne tabidir. Belirli ciro eşiklerini aşan ve kontrol değişikliği doğuran işlemler, hukuki geçerlilik kazanabilmek için rekabet otoritesinin onayını gerektirir. Bu iznin alınmaması yalnızca idari para cezasına yol açmakla kalmaz, işlemin hukuken geçerlilik kazanmaması gibi çok daha ağır bir sonuç doğurabilir. Bu sebeple işlemin erken aşamasında, ciro eşiklerinin aşılıp aşılmadığının ve bildirim yükümlülüğünün doğup doğmadığının değerlendirilmesi zorunludur. Bildirime tabi bir işlemde, izin süreci kapanış takvimini doğrudan etkiler; bu sebeple izin alınması kapanış ön koşulu olarak düzenlenir ve tarafların bu süreçte işbirliği yapma yükümlülüğü sözleşmeye yazılır. İznin alınamaması ihtimaline karşı, tarafların hak ve yükümlülüklerinin ne olacağı da önceden belirlenmelidir. Rekabet hukuku boyutu yalnızca izinle sınırlı değildir; işlem sonrası taraflar arasında öngörülen rekabet etmeme taahhütlerinin de rekabet hukuku bakımından kabul edilebilir sınırlar içinde, yani süre, coğrafi alan ve konu bakımından işlemin gerektirdiği ölçüde kalması gerekir.

14. Uygulamada Sık Yapılan Hatalar

Birleşme ve devralma işlemlerinde belirli hatalar sıklıkla tekrarlanır. Birinci hata, due diligence sürecinin yüzeysel yürütülmesi veya zaman baskısıyla kısaltılmasıdır; bu eksiklik, Türk hukukundaki muayene yükümlülüğü çerçevesinde alıcının sonradan hak talep etmesini güçleştirir. İkinci hata, inceleme bulgularının sözleşmeye yansıtılmamasıdır; tespit edilmiş ancak sözleşmede karşılığı olmayan bir risk, tümüyle alıcının üzerinde kalır. Üçüncü hata, açıklama listesinin denetimsiz biçimde genişlemesine izin verilmesidir; veri odasındaki her belgenin açıklanmış sayılması, beyan ve tekeffülleri boşa çıkarır. Dördüncü hata, tazminat sınırlamalarının dengesiz kurgulanmasıdır; çok düşük bir tavan veya çok kısa bir hak düşürücü süre, korumayı görünüşte bırakır. Beşinci hata, kontrol değişikliği hükümlerinin gözden kaçırılmasıdır; devir sonrası en değerli müşteri sözleşmesinin feshedilmesi, işlemin ekonomisini yok edebilir. Altıncı hata, rekabet izni gerekliliğinin geç fark edilmesidir. Yedinci hata ise pay defteri ile ticaret sicili kayıtları arasındaki uyumsuzlukların kapanış öncesinde giderilmemesidir; bu eksiklik devrin geçerliliğini dahi tartışmalı hale getirebilir.

15. Sonuç ve Pratik Tavsiyeler

Birleşme ve devralma işlemleri, hukuki incelemenin ve sözleşme tasarımının birbirini tamamladığı, yüksek teknik yoğunluğa sahip süreçlerdir. Bu alandaki temel hususlar şu şekilde özetlenebilir. Due diligence, bir formalite değil, işlemin risk mimarisini belirleyen çekirdek aşamadır ve Türk hukukunda alıcının muayene yükümlülüğüyle doğrudan ilişkilidir; eksik inceleme, sonradan hak talebini güçleştirir. İncelemede tespit edilen her risk, sözleşmede somut bir karşılık bulmalıdır; ya fiyata yansıtılmalı, ya beyan ve tekeffüle bağlanmalı, ya özel tazminat hükmüyle karşılanmalı, ya kapanış ön koşulu yapılmalı ya da bilinçli olarak üstlenilmelidir. Beyan ve tekeffüller ile açıklama listesi birlikte okunmalı, açıklamanın kapsamı dar ve belirli tutulmalıdır. Tazminat sınırlamaları, asgari eşik, toplam eşik, tavan ve süre bakımından dengeli kurgulanmalıdır. Fiyat düzeltme yöntemi işlemin niteliğine göre seçilmeli, tahsilat güvencesi için bloke hesap veya benzeri bir mekanizma öngörülmelidir. Rekabet izni gerekliliği en başta değerlendirilmeli, kapanış ön koşulu olarak yazılmalıdır. Son olarak, pay defteri ve sicil kayıtlarındaki uyumsuzluklar kapanıştan önce mutlaka giderilmelidir.

Birleşme ve devralma işlemleri, şirketler hukukunun diğer alanlarıyla yakından ilişkilidir. Ortaklık ilişkisinin sözleşmesel çerçevesini ele aldığımız pay sahipleri sözleşmesi yazımız ve şirket yönetiminde görev alanların sorumluluğunu incelediğimiz anonim şirkette yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu incelememiz, devralma işlemleriyle bağlantılı konuları ele almaktadır.

Hukuki due diligence yürütülmesi, hisse alım sözleşmelerinin hazırlanması ve müzakeresi, devralma işlemlerinin yapılandırılması ve işlem sonrası uyuşmazlıkların çözümü konularında danışmanlık almak için info@guzeloglu.legal adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Yazar: Tarık KURBAN