Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun iadesine itiraz etmek için en sık başvurulan hukuki araç olan m.13(b) "ağır risk" savunmasının uygulama standartları, ispat yükü dağılımı, aile içi şiddet iddiaları ve güncel içtihat eğilimleri kapsamlı olarak incelenmektedir.
25 Ekim 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi, çocuğun mutat mesken ülkesinden hukuka aykırı olarak götürülmesi veya alıkonulması halinde, çocuğun derhal iadesini öngören temel bir uluslararası hukuk enstrümanıdır. Ancak Sözleşme, iade yükümlülüğüne mutlak bir nitelik atfetmemekte; belirli koşulların gerçekleşmesi halinde iade talebinin reddedilebileceği sınırlı sayıda istisna öngörmektedir. Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada en sık başvurulanı, Sözleşme'nin 13(b) maddesinde düzenlenen "ağır risk" (grave risk) savunmasıdır.
1. Madde 13(b)'nin Kapsamı ve Amacı
Sözleşme'nin 13(b) maddesi, çocuğun iadesinin "çocuğu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağına ya da çocuğu katlanılmaz bir duruma düşüreceğine dair ciddi bir risk" bulunduğunun kanıtlanması halinde, mahkemenin iade kararı vermekle yükümlü olmadığını düzenlemektedir. Bu hükmün amacı, iade mekanizmasının çocuğun üstün yararına aykırı sonuçlar doğurmasını engellemektir. Ancak istisna, dar yorumlanmak durumundadır; zira geniş yorumlanması halinde Sözleşme'nin temel amacı olan haksız götürmenin caydırılması işlevi zayıflayacaktır.
2. İspat Yükü ve Standartları
Madde 13(b) savunmasında ispat yükü, çocuğun iadesine itiraz eden tarafa aittir. İtiraz eden ebeveyn, ağır riskin varlığını somut delillerle ortaya koymalıdır. Soyut iddialar, genel kaygılar veya subjektif değerlendirmeler bu eşiği aşmaya yeterli değildir. Uluslararası içtihatta, "açık ve ikna edici delil" (clear and convincing evidence) standardının benimsenmesi yönünde güçlü bir eğilim bulunmaktadır. Türk mahkemeleri de 5717 sayılı Kanun çerçevesinde bu savunmayı değerlendirirken, somut ve güvenilir delil arayışı içindedir. Özellikle doktor raporları, polis tutanakları, sosyal hizmet uzmanı değerlendirmeleri ve çocuğun beyanları bu kapsamda önem taşımaktadır.
3. Aile İçi Şiddet İddiaları ve Ağır Risk
Son yıllarda, aile içi şiddet (domestic violence) iddialarının m.13(b) savunması kapsamında değerlendirilmesi, uluslararası aile hukukunun en tartışmalı alanlarından biri haline gelmiştir. Lahey Konferansı'nın 2020 yılında yayımladığı rehber ilkelerde, aile içi şiddetin "ağır risk" oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesinde, şiddetin türü, sıklığı, ciddiyeti, mağdurun ve çocuğun maruz kalma düzeyi ile iade halinde alınabilecek koruyucu tedbirlerin etkinliğinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin Re E (Children) kararında belirtildiği üzere, mahkemeler yalnızca iddiaları değil, iade halinde çocuğu koruyacak "koruyucu tedbirler" (protective measures) paketinin yeterliliğini de değerlendirmekle yükümlüdür.
4. Çocuğun Görüşünün Alınması
Sözleşme'nin 13. maddesinin ikinci fıkrası, iade kararı verilirken çocuğun görüşünün dikkate alınmasını da öngörmektedir. Çocuğun yeterli olgunluk düzeyine ulaşmış olması halinde, iadesine karşı olduğunu ifade etmesi, mahkemece ciddiye alınması gereken bir unsurdur. Ancak bu hüküm, tek başına iade engelleyici bir savunma olmayıp, m.13(b) ile birlikte veya bağımsız olarak değerlendirilebilir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi de çocuğun görüşlerini ifade etme hakkını güvence altına almakta olup, Lahey Sözleşmesi uygulamalarında bu hak giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
5. Türk Hukukunda Ağır Risk Değerlendirmesi
Türkiye'de 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun, Lahey Sözleşmesi'nin iç hukuktaki uygulama çerçevesini oluşturmaktadır. Türk aile mahkemeleri, m.13(b) savunmasını değerlendirirken; çocuğun mutat mesken ülkesindeki koşulları, iade halinde çocuğun karşılaşabileceği riskleri, koruyucu tedbirlerin uygulanabilirliğini ve çocuğun üstün yararını kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Yargıtay kararlarında, soyut iddiaların ve genel güvenlik kaygılarının m.13(b) kapsamında yeterli görülmediği, somut delillerle desteklenen, çocuğa yönelik doğrudan ve ciddi bir tehlikenin kanıtlanması gerektiği vurgulanmaktadır.
6. Güncel Eğilimler ve Uluslararası İçtihat
Uluslararası düzeyde, m.13(b) uygulamasında birkaç önemli eğilim göze çarpmaktadır. İlk olarak, mahkemeler "koruyucu tedbirler" yaklaşımını benimseyerek, iade kararını belirli koruma koşullarına bağlamaktadır. Bu tedbirler arasında, iade edilen ebeveynin barınma desteği sağlanması, şiddet uygulayan ebeveyne uzaklaştırma kararı verilmesi ve sosyal hizmet takibinin başlatılması yer alabilmektedir. İkinci olarak, ABD, İngiltere ve Avustralya mahkemeleri, iade edilen ülkedeki hukuk sisteminin çocuğu yeterince koruyup koruyamayacağını değerlendirme eğilimindedir. Üçüncü olarak, Lahey Konferansı'nın Özel Komisyon toplantılarında, m.13(b)'nin dar yorumlanması ilkesi teyit edilmekle birlikte, çocuğun gerçek anlamda tehlikeye maruz kalacağı durumlarda istisnanın etkin bir şekilde uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır.
7. Sonuç ve Pratik Öneriler
Lahey Sözleşmesi'nin 13(b) maddesi kapsamındaki ağır risk savunması, uluslararası çocuk kaçırma davalarında çocuğun korunması açısından kritik bir mekanizmadır. Ancak bu savunmanın başarılı olabilmesi için, iddiaların somut, güvenilir ve yeterli delillerle desteklenmesi zorunludur. Aile içi şiddet, çocuğa yönelik istismar veya iade halinde çocuğun ciddi tehlikeye maruz kalacağı durumlar, bu savunmanın uygulanma alanını oluşturmaktadır. Uluslararası aile hukuku alanında faaliyet gösteren hukukçuların, hem Sözleşme'nin dar yorum ilkesini hem de çocuğun üstün yararı ilkesini dengeleyerek, her somut olayın kendine özgü koşullarını titizlikle değerlendirmesi gerekmektedir. Bu konuda hukuki danışmanlık almak için info@guzeloglu.legal adresinden bize ulaşabilirsiniz.