Türkiye'nin taraf olduğu Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında BM Sözleşmesi (CISG), uluslararası ticari satım sözleşmelerinde doğrudan uygulanabilen bir hukuk kaynağıdır. Bu makalede CISG'nin Türk hukukundaki uygulanma koşulları, sözleşmesel dışlama ve Yargıtay kararları analiz edilmektedir.
Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (CISG), uluslararası ticaret hukukunun temel enstrümanlarından biridir. 1980 yılında Viyana'da kabul edilen ve bu nedenle "Viyana Sözleşmesi" olarak da anılan CISG, farklı ülkelerde yerleşik taraflar arasındaki mal satım sözleşmelerini düzenleyen birleşik ve yeknesak bir hukuk çerçevesi sunmaktadır. Türkiye, CISG'ye 2010 yılında taraf olmuş ve Sözleşme 1 Ağustos 2011 tarihinde Türkiye bakımından yürürlüğe girmiştir.
1. CISG'nin Uygulanma Koşulları
CISG, belirli koşulların varlığı halinde uluslararası mal satım sözleşmelerine otomatik olarak uygulanır. Sözleşme'nin 1. maddesi uyarınca, CISG'nin uygulanabilmesi için tarafların işyerlerinin farklı akit devletlerde bulunması gerekmektedir. Örneğin, İstanbul'da yerleşik bir Türk ihracatçı ile Berlin'de yerleşik bir Alman ithalatçı arasındaki mal satım sözleşmesi, taraflar aksini kararlaştırmadığı sürece CISG'ye tabi olacaktır. Bu otomatik uygulama ilkesi, pek çok Türk iş insanı ve hukukçu tarafından yeterince bilinmemekte ve bu durum uygulamada ciddi hukuki sorunlara yol açabilmektedir. CISG yalnızca "mal" satımını kapsamakta olup, hizmet sözleşmeleri, tüketici satımları ve belirli mal türleri (örneğin elektrik, gemi, uçak) kapsam dışında tutulmuştur.
2. CISG ve Türk Borçlar Kanunu: Temel Farklar
CISG ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) arasında uluslararası satım sözleşmeleri bakımından önemli farklar bulunmaktadır. İlk olarak, CISG'de sözleşmenin geçerliliği için herhangi bir şekil şartı aranmamakta iken, TBK belirli hallerde yazılılık koşulu öngörebilmektedir. İkinci olarak, CISG'nin ayıp ihbar süreleri TBK'dan farklılık göstermektedir; CISG'de alıcı, malı teslim aldıktan sonra makul bir süre içinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür ve her halükarda malı teslim aldığı tarihten itibaren iki yıl içinde bildirimde bulunmalıdır. Üçüncü olarak, temerrüt halinde sözleşmenin feshi koşulları farklıdır; CISG, fesih için "esaslı sözleşme ihlali" (fundamental breach) kavramını kullanmakta olup, bu kavram TBK'daki temerrüt düzenlemesinden yapısal olarak farklıdır. Bu farkların bilinmemesi, Türk ihracatçı ve ithalatçıların hak kayıplarına uğramasına neden olabilmektedir.
3. Sözleşmesel Dışlama (Opt-Out)
CISG'nin en önemli özelliklerinden biri, tarafların Sözleşme'nin uygulanmasını tamamen veya kısmen dışlayabilmesidir (CISG m.6). Bu "opt-out" mekanizması, taraf iradesine büyük önem atfeden CISG'nin temel ilkelerinden birini yansıtmaktadır. Taraflar, sözleşmelerine "Bu sözleşmeye CISG uygulanmaz" veya "Bu sözleşme Türk Borçlar Kanunu'na tabidir" gibi hükümler koyarak CISG'yi devre dışı bırakabilirler. Ancak uygulamada dikkat edilmesi gereken husus, yalnızca "Bu sözleşmeye Türk hukuku uygulanır" şeklindeki genel bir hukuk seçimi klozunun CISG'yi dışlamaya yeterli olup olmadığıdır. Uluslararası içtihatta baskın görüş, CISG'nin Türk hukukunun bir parçası olduğu ve genel bir hukuk seçiminin CISG'yi dışlamadığı yönündedir.
4. Yargıtay Kararlarında CISG
Türk Yargıtay'ı, CISG'nin yürürlüğe girmesinin ardından bu Sözleşme'yi uygulayan çeşitli kararlar vermiştir. Ancak Yargıtay uygulamasında bazı tutarsızlıklar da göze çarpmaktadır. Bazı kararlarda CISG'nin doğrudan uygulanması gerektiği doğru bir şekilde tespit edilirken, bazı kararlarda CISG'nin uygulanma koşulları yeterince incelenmeden doğrudan TBK hükümlerine atıf yapılmıştır. Bu durum, CISG'nin Türk yargı pratiğinde henüz tam olarak içselleştirilemediğine işaret etmektedir. Özellikle ayıp ihbar süreleri, sözleşmenin feshi koşulları ve tazminat hesaplaması gibi konularda CISG ile TBK arasındaki farkların gözetilmesi büyük önem taşımaktadır.
5. CISG Kapsamında Tazminat ve Sorumluluk
CISG'nin tazminat düzenlemesi, TBK'dan önemli ölçüde farklıdır. CISG m.74 uyarınca, sözleşmeyi ihlal eden taraf, karşı tarafın uğradığı kaybı — kâr kaybı dahil — tazmin etmekle yükümlüdür. Ancak tazminat, ihlal eden tarafın sözleşmenin kurulması sırasında öngördüğü veya öngörmesi gereken kaybı aşamaz. Bu "öngörülebilirlik" (foreseeability) kriteri, CISG'ye özgü bir sınırlama olup, tazminat taleplerinin kapsamını belirlemede kritik bir rol oynamaktadır. Ayrıca CISG, zarar görenin zararı azaltma yükümlülüğünü (duty to mitigate) de açıkça düzenlemektedir. Bu yükümlülük, TBK'da dürüstlük kuralından çıkarılan bir ilke iken, CISG'de pozitif bir norm olarak karşımıza çıkmaktadır.
6. Uluslararası Tahkim ve CISG
Uluslararası ticari uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümünde CISG'nin uygulanması ayrı bir önem taşımaktadır. ICC, ISTAC, LCIA ve diğer tahkim kurumları bünyesinde görülen davalarda CISG sıklıkla uygulanmaktadır. Tahkim heyetleri, CISG'nin yorumlanmasında Sözleşme'nin uluslararası niteliğini ve yeknesak uygulanma ihtiyacını gözetmekte; ulusal hukuk kavramlarıyla değil, CISG'nin kendi otonom kavramlarıyla yorum yapmaktadır. Bu "otonom yorum" ilkesi, Türk hukukçularının CISG uygulamasında dikkat etmesi gereken temel bir yaklaşımdır. Tahkim kararlarında oluşan zengin içtihat, CISG'nin pratik uygulamasına ilişkin önemli bir kaynak teşkil etmektedir.
7. Sonuç ve Pratik Öneriler
CISG, Türkiye'nin uluslararası ticaret ilişkilerinde doğrudan etkili olan ve TBK'dan önemli farklar içeren bir hukuk kaynağıdır. Türk ihracatçı ve ithalatçılarının, uluslararası satım sözleşmelerinde CISG'nin otomatik uygulanma özelliğinin farkında olması; CISG'yi dışlamak istiyorlarsa bunu sözleşmede açıkça belirtmesi; ayıp ihbar süreleri ve fesih koşulları gibi kritik konularda CISG hükümlerini bilmesi büyük önem taşımaktadır. Uluslararası ticaret hukuku ve CISG uygulaması konusunda hukuki danışmanlık almak için info@guzeloglu.legal adresinden bize ulaşabilirsiniz.