? Yaptırımların Ticari Sözleşmelere ve Tahkime Etkisi: İfa İmkânsızlığı, Mücbir Sebep, AB No-Claims Kuralı ve Tenfiz | Güzeloğlu
Tarih : 19.10.2026

Yaptırımların Ticari Sözleşmelere ve Tahkime Etkisi: İfa İmkânsızlığı, Mücbir Sebep, AB'nin No-Claims Kuralı ve Hakem Kararlarının Tenfizi

Yazımızda yaptırımların ticari sözleşmelere ve tahkime etkisi ele alınmakta; yaptırım klozları ve hakem kararlarının tenfizi anlatılmaktadır.

Yaptırımlar, uluslararası ticarette istisnai bir risk olmaktan çıkmış, sözleşmelerin olağan bir parçası haline gelmiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları dışında ABD, Avrupa Birliği veya Birleşik Krallık'ın tek taraflı yaptırımlarını uygulamamaktadır. Buna rağmen Türk şirketleri bu yaptırımların etkisini her gün yaşamaktadır: muhabir bankalar ödemeleri durdurmakta, Avrupalı tedarikçiler yeniden ihracat yasağı içeren sözleşme hükümleri talep etmekte, taşıyıcılar ve sigortacılar hizmet vermekten kaçınmakta, tahkim kurumları ve hakemler ücret ödemeleri için lisans aramaktadır. Yazımızda Türkiye'nin yaptırımlar karşısındaki hukuki konumu, yaptırımların Türk hukukuna tabi sözleşmelerin ifasına etkisi, yaptırım ve mücbir sebep klozlarının tasarımı, AB'nin "no-claims" kuralı ile 2026 yılında kabul edilen 21. yaptırım paketi, tahkim sürecinde ortaya çıkan sorunlar ve hakem kararlarının Türkiye'de tenfizi ele alınmaktadır.

1. Türkiye'nin Yaptırımlar Karşısındaki Konumu

Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıyla getirilen malvarlığı dondurma tedbirlerini 6415 sayılı Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ve 7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde uygulamaktadır. ABD, AB ve Birleşik Krallık'ın tek taraflı yaptırımları ise Türk hukukunda doğrudan bağlayıcı değildir. Bu durum, Türk şirketlerinin bu yaptırımlardan etkilenmediği anlamına gelmez:

  • ABD bağlantısı: ABD doları ile yapılan ödemeler veya işleme ABD'li kişilerin, bankaların ya da ABD menşeli ürünlerin dahil olması, işlemi ABD yaptırımlarının kapsamına sokabilir. ABD'nin ikincil yaptırımları, ABD ile hiçbir bağlantısı bulunmayan yabancı şirketleri ve finansal kuruluşları da hedef alabilmektedir.
  • AB bağlantısı: AB yaptırımları; AB vatandaşları, AB'de kurulu şirketler ve kısmen ya da tamamen AB'de gerçekleştirilen işler için bağlayıcıdır. AB'li ana şirketlerin, AB dışındaki bağlı ortaklıklarının yaptırımları boşa çıkaran faaliyetlere katılmaması için azami gayret göstermesi de beklenmektedir.
  • Bankaların uyum politikaları: Türk bankaları, muhabir bankacılık ilişkilerini korumak için yaptırım listelerini ve OFAC'ın yüzde 50 kuralı gibi sahiplik testlerini kendi uyum politikalarına dahil etmektedir. Bu nedenle Türkiye'de hukuken bağlayıcı olmayan bir yaptırım, fiilen ödemenin yapılamaması sonucunu doğurabilmektedir.

2. Türk Hukukunda İfa İmkânsızlığı ve Aşırı İfa Güçlüğü

Türk hukukuna tabi bir sözleşmede yabancı bir yaptırımın ifaya etkisi, öncelikle Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümlerine göre değerlendirilir. TBK m.136 uyarınca borcun ifası, borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa borç sona erer. Yabancı bir yaptırım Türk hukukunda bir yasak olmadığından, kendiliğinden hukuki imkânsızlık oluşturmaz. Ancak yaptırımın fiili sonuçları, örneğin hiçbir bankanın ödemeye aracılık etmemesi ya da malın taşınmasının veya sigortalanmasının mümkün olmaması, somut olayın koşullarına göre fiili imkânsızlık olarak değerlendirilebilir.

İfa imkânsız hale gelmemiş, ancak olağanüstü ölçüde zorlaşmışsa, TBK m.138 kapsamında aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmenin uyarlanması, son çare olarak da sözleşmeden dönülmesi gündeme gelebilir. Bu hükmün uygulanması için olağanüstü durumun sözleşme kurulurken öngörülemez olması gerekir. Yaptırım riskinin bilindiği bir dönemde yapılan sözleşmelerde bu yola dayanmak bu nedenle güçleşmektedir.

Türk mahkemeleri, sözleşmeye yabancı hukuk uygulansa bile Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarını uygular. Sözleşmeyle sıkı ilişkisi bulunan üçüncü bir devletin doğrudan uygulanan kurallarına ise 5718 sayılı MÖHUK m.31 uyarınca; bu kuralların amacı, niteliği, içeriği ve uygulanmalarının veya uygulanmamalarının sonuçları dikkate alınarak etki tanınabilir. Bu hüküm, yabancı yaptırımların Türk mahkemesi önünde dikkate alınmasının hukuki dayanağıdır. Ancak bir yükümlülük değil, takdire bağlı bir imkândır.

Uluslararası ticarette sık tercih edilen İngiliz hukuku bakımından iki karar yol göstericidir. İngiliz Temyiz Mahkemesi Lamesa Investments v Cynergy Bank (2020) kararında, kredi sözleşmesindeki "uygulanacak hukukun emredici bir hükmüne uymak" ifadesinin ABD ikincil yaptırımlarına uyma ihtiyacını da kapsadığını kabul etmiştir. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi ise MUR Shipping v RTI (2024) kararında, mücbir sebep klozundaki "makul gayret" yükümlülüğünün, taraftan sözleşmede öngörülmeyen bir ifayı kabul etmesini gerektirmediğine hükmetmiştir. Davada söz konusu olan, ABD doları yerine avro ile ödemenin kabul edilmesiydi. Her iki karar da sonucun büyük ölçüde sözleşme metnine bağlı olduğunu göstermektedir.

3. Yaptırım ve Mücbir Sebep Klozlarının Tasarımı

Genel mücbir sebep hükümleri yaptırım risklerini çoğu zaman yeterince karşılamaz. Bu nedenle ayrı ve ayrıntılı bir yaptırım klozu öngörülmelidir. İyi tasarlanmış bir kloz şu unsurları içerir:

  • Kapsanan rejimler: BM, AB, ABD, Birleşik Krallık ve gerekirse diğer ülkeler. "Yaptırım" tanımının listeleme kararlarını, sektörel yasakları, ihracat kontrollerini ve ikincil yaptırımları kapsayıp kapsamadığı açıkça belirlenmelidir.
  • Tetikleyici olaylar: Tarafın, ortaklarının veya yöneticilerinin listelenmesi, sahiplik ve kontrol testleri ile ödemenin yaptırım gerekçesiyle bankalarca reddedilmesi.
  • Hukuki sonuçlar: İfanın askıya alınması, belirli bir süre sonunda fesih hakkı, tazminat sorumluluğunun sınırlandırılması ve alternatif ödeme kanallarının hangi şartlarla kullanılabileceği.
  • Beyan ve taahhütler: Tarafın listede yer almadığı, listedeki kişilerin sahipliğinde veya kontrolünde olmadığı ve malların yaptırım uygulanan bir varış yerine gönderilmeyeceği.
  • Bilgi ve işbirliği yükümlülüğü: Bankaların ve denetim makamlarının taleplerine karşı belge ve bilgi sağlanması.

AB'den mal satın alan Türk şirketleri ayrıca "Rusya'ya yeniden ihracat yasağı" klozuyla karşılaşmaktadır. 833/2014 sayılı AB Tüzüğü m.12g uyarınca AB'li ihracatçılar, ortak yüksek öncelikli ürünler ve bazı diğer kalemler bakımından 20 Mart 2024'ten bu yana bu klozu ve ihlali halinde uygulanacak yeterli yaptırımları sözleşmeye koymak zorundadır. Türkiye bu yükümlülüğün istisna tutulduğu ortak ülkeler arasında yer almadığından, bu klozlar Türk alıcılar için olağan hale gelmiştir. İhlal halinde fesih ve tazminat riski doğar ve alıcının kendi müşterilerine aynı yükümlülüğü aktarması gerekebilir.

Karşı tarafa "kendi takdirine göre yaptırım riski gördüğünde" tek taraflı fesih hakkı tanıyan geniş klozlar da sık görülmektedir. Bu tür hükümler mümkün olduğunca objektif tetikleyicilere bağlanmalı, fesih halinde teslim edilmiş mallar ve yapılmış ödemeler bakımından tasfiye kuralları öngörülmelidir.

4. AB'nin No-Claims Kuralı ve 21. Yaptırım Paketi

833/2014 sayılı AB Tüzüğü'nün 11. maddesi, yaptırımlardan etkilenen sözleşmelerle bağlantılı olarak listedeki kişiler, Rus kişiler ve bunlar adına hareket edenler tarafından ileri sürülen taleplerin AB'de karşılanmasını yasaklamaktadır. "No-claims" olarak bilinen bu kural; tazminat, cezai şart ve garanti talepleri dahil geniş bir alanı kapsar.

Son yaptırım paketleriyle bu korumaya daha etkili araçlar eklenmiştir. 15. paketle, Rus Tahkim Usul Kanunu m.248.1 ve 248.2'ye dayanan Rus mahkeme kararlarının AB'de tanınmaması kuralı getirilmiştir. 20. paketle ise Rus yargılamalarına karşı dava önleme kararı (anti-suit injunction) imkânı tanınmıştır. 23 Temmuz 2026'da kabul edilen 21. paket bu araçları önemli ölçüde genişletmiştir:

  • Tanımama kuralı artık yalnızca m.248'e dayanan kararları değil, yaptırımdan etkilenen bir sözleşme nedeniyle AB'li kişiyi sorumlu tutan her türlü Rus mahkeme veya idari kararını kapsamaktadır.
  • AB mahkemeleri, dava önleme kararının yanında Rusya'da alınan bir kararın herhangi bir ülkede tenfiz edilmemesine yönelik karar (anti-enforcement injunction) da verebilecektir.
  • AB'li kişilerin, üçüncü ülkelerde kendilerine karşı başlatılan yargılamalar nedeniyle AB mahkemelerinde tazminat talep etme hakkı genişletilmiştir. Bu hak artık Rusya veya Belarus bağlantısı bulunmayan, ancak yasaklanmış ticarete karışan karşı tarafları da kapsamaktadır.

Son değişiklik Türk şirketleri bakımından özellikle önemlidir. Yaptırımlar nedeniyle ifadan kaçınan AB'li bir tedarikçiye karşı Türkiye'de dava açan ve yasaklanmış bir ticarete karıştığı değerlendirilen bir Türk şirketi, AB mahkemelerinde karşı tazminat talebiyle karşılaşabilir. Bu araçların hakem kararlarına ve tahkim yargılamalarına nasıl uygulanacağı henüz netleşmemiştir. Ancak AB'deki varlıklara yönelik tenfiz stratejileri bu riski şimdiden hesaba katmalıdır.

5. Tahkim Sürecinde Yaptırım Kaynaklı Sorunlar

  • Tahkime elverişlilik: Yaptırımlardan doğan uyuşmazlıklar kural olarak ticari nitelikte olup tahkime elverişlidir. Hakemler, sözleşmeye uygulanacak hukukun yanında tahkim yerinin ve uyuşmazlıkla sıkı ilişkili devletlerin doğrudan uygulanan kurallarını da dikkate alabilir.
  • Ödemeler ve lisanslar: Tahkim kurumları, hakemler ve avukatlar, listedeki bir tarafla ilişkili ödemeler için lisans almak zorunda kalabilir. Bu süreç aylar sürebilir. Bir taraf avans payını ödeyemezse karşı taraf tahkimi sürdürebilmek için avansın tamamını üstlenmek zorunda kalabilir.
  • Hakem seçimi: AB, ABD veya Birleşik Krallık vatandaşı hakemler kendi ülkelerinin yaptırımlarıyla bağlıdır. Bu durum hakemin görevi kabul etmesini veya bazı işlemleri yürütmesini etkileyebilir.
  • Rus tarafın paralel yargılaması: Rus Tahkim Usul Kanunu m.248.1 ve 248.2 uyarınca yaptırım altındaki bir Rus taraf, tahkim şartına rağmen Rusya'da dava açabilir ve tahkime karşı dava önleme kararı alabilir. Rusya Yüksek Mahkemesi 2021 tarihli Uraltransmash kararında, tarafın yabancı tahkime erişiminin fiilen engellendiğini ayrıca ispatlamasını aramamıştır.
  • Tahkim yeri ve kurum: İstanbul gibi AB ve ABD dışında bir tahkim yeri ile İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) gibi bir kurum, yaptırım kaynaklı bazı usul engellerini azaltabilir. Ancak hakemlerin uyruğu, ödemelerin para birimi ve kararın tenfiz edileceği ülke dikkate alınmadan yapılan bir seçim tek başına koruma sağlamaz.

6. Hakem Kararlarının Türkiye'de Tenfizi ve Kamu Düzeni

Türkiye 1958 tarihli New York Sözleşmesi'ne taraftır. Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizinde Sözleşme ile MÖHUK'un ilgili hükümleri uygulanır. Kamu düzeni ret sebeplerinden biridir; ancak Türk mahkemelerince dar yorumlanmakta ve Türk hukukunun temel ilkeleriyle sınırlı tutulmaktadır. Türkiye'de bağlayıcı olmayan tek taraflı yabancı yaptırımların tek başına Türk kamu düzeninin parçası sayılması beklenmez. Bu nedenle yaptırımlara rağmen ödemeye hükmeden bir hakem kararının yalnızca bu gerekçeyle Türkiye'de tenfizinin reddedilmesi olası görünmemektedir. Buna karşılık Türkiye'de uygulanan ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına dayanan malvarlığı dondurma tedbirleri, tenfiz ve icra aşamasında doğrudan engel oluşturabilir.

Tahkim şartına rağmen verilmiş Rus mahkeme kararlarının Türkiye'de tenfizi istendiğinde ise yetki ve kamu düzeni itirazları önem kazanır. Yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin şartları bu yazımızda ele almıştık. Tenfiz kararı alınsa dahi, tahsilatın bankacılık kanalıyla gerçekleştirilmesi, bankaların kendi uyum politikaları nedeniyle ayrı bir pratik engel oluşturabilir.

7. Pratik Öneriler

  • Karşı tarafın, ortaklarının ve nihai faydalanıcılarının yaptırım taramasını sözleşme öncesinde ve ilişki boyunca düzenli aralıklarla yapın.
  • Yaptırım klozunu objektif tetikleyicilere bağlayın; karşı tarafa geniş ve tek taraflı takdir yetkisi tanıyan hükümleri müzakere edin.
  • Ödeme para birimini ve banka zincirini, işlemin temas edeceği yaptırım rejimleri açısından sözleşme aşamasında değerlendirin.
  • AB'den alınan mallarda m.12g klozunun içeriğini kontrol edin ve aynı yükümlülüğü kendi alıcılarınıza aktarmanız gerekip gerekmediğini belirleyin.
  • Tahkim şartında tahkim yeri, kurum, hakemlerin uyruğu ve dil gibi konuları yaptırım riskini dikkate alarak belirleyin.
  • Hukuken bağlayıcı bir yasak bulunmasa da banka ve taşıyıcı redleri gibi fiili ifa engellerini belgeleyin. İmkânsızlık veya aşırı ifa güçlüğü savunması bu belgelere dayanacaktır.
  • AB'li bir karşı tarafla uyuşmazlık başladığında, dava veya tahkim stratejisini AB'nin no-claims kuralını ve 21. paketle genişletilen tazminat ve tanımama araçlarını dikkate alarak kurun.

8. Sonuç

Yaptırımlar Türkiye'de doğrudan bağlayıcı olmasa da Türk şirketlerinin sözleşmelerini, ödemelerini ve uyuşmazlık çözüm süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Öne çıkan hususlar şöyle özetlenebilir:

  • Türkiye yalnızca BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarını uygulamaktadır; ABD, AB ve Birleşik Krallık yaptırımları ise bankacılık ve ticari ilişkiler aracılığıyla fiilen etkili olmaktadır.
  • Yabancı yaptırım Türk hukukunda kendiliğinden imkânsızlık oluşturmaz. Fiili sonuçları ise imkânsızlık veya aşırı ifa güçlüğü olarak değerlendirilebilir; MÖHUK m.31 üçüncü devletin kurallarına etki tanınmasına imkân verir.
  • Ayrıntılı ve objektif bir yaptırım klozu, genel mücbir sebep hükmünden çok daha etkili bir korumadır.
  • AB'nin no-claims kuralı ve 21. paketle genişletilen araçlar, AB'li karşı taraflara karşı ileri sürülecek talepleri ve AB'deki tenfiz imkânlarını sınırlayabilir.
  • Tahkim yeri, kurum ve hakem seçimi yaptırım riskleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Türkiye'de tenfiz aşamasında yabancı yaptırımların tek başına kamu düzeni engeli oluşturması beklenmez.

Yaptırım klozlarının tasarımı, yaptırımlardan etkilenen sözleşmelerde ifa ve fesih stratejisi, yaptırım unsuru taşıyan tahkim yargılamaları ve hakem kararlarının tenfizi konularında destek için info@guzeloglu.legal adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Yazar: Abdülkadir GÜZELOĞLU