Yazımızda yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi ele alınmakta; karşılıklılık şartı, yetki denetimi, kamu düzenine aykırılık, savunma hakkı, revizyon yasağı ve yabancı boşanma kararlarının idari yoldan tescili anlatılmaktadır.
Yurt dışında elde edilmiş bir mahkeme kararı, kendiliğinden Türkiye'de hüküm ifade etmez. Bir Alman mahkemesinin verdiği tazminat kararı, bir İngiliz mahkemesinin kabul ettiği alacak hükmü ya da bir Hollanda mahkemesinin boşanma kararı, Türkiye'de icra edilebilmek veya nüfus kütüğüne işlenebilmek için Türk mahkemesinin önüne getirilmek zorundadır. Devlet egemenliğinin ülkesellik niteliği, yabancı bir yargı organının kararının Türk hukuk düzeninde doğrudan sonuç doğurmasına engel oluşturur. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 50 ila 59 uncu maddeleri, bu engelin hangi şartlarla ve hangi usulle aşılacağını düzenlemektedir. Uygulamada sıkça karşılaşılan yanılgı, sürecin yabancı kararın yeniden yargılanması olarak algılanmasıdır; oysa Türk mahkemesinin denetimi, kararın esasına değil, sınırlı sayıda sayılmış şekli ve usuli şartlara yöneliktir. Bu yazıda tanıma ile tenfiz arasındaki ayrım, tenfiz edilebilir kararların niteliği, görevli ve yetkili mahkeme, dava açılması ve ibraz edilecek belgeler, karşılıklılık şartı, yetki denetimi, kamu düzenine aykırılık, savunma hakkının ihlali, revizyon yasağı, yargılama usulü, kısmen tenfiz, tanımanın farkı, yabancı boşanma kararlarının idari yoldan tescili ve hakem kararları rejimiyle karşılaştırma değerlendirilmektedir.
1. Tanıma ile Tenfiz Arasındaki Ayrım
Kanun iki ayrı kurum öngörmektedir ve bu ayrımın doğru kurulması, açılacak davanın türünü belirlediği için pratik önem taşır. Tenfiz, yabancı ilamın Türkiye'de cebrî icraya konu edilebilmesini sağlar; alacağın tahsili, bir şeyin teslimi ya da bir edimin yerine getirilmesi isteniyorsa tenfiz kararı gerekir. Tanıma ise yabancı ilamın Türkiye'de kesin hüküm veya kesin delil olarak kabul edilmesini sağlar; icra edilecek bir edim bulunmayan, yalnızca bir hukuki durumun tespitine ya da bir hukuki ilişkinin sona erdirilmesine ilişkin kararlarda tanıma yeterlidir. Boşanma, evliliğin iptali, soybağının tespiti ve benzeri inşaî kararlar bakımından kural olarak tanıma istenir. Bununla birlikte bir boşanma kararı nafaka, tazminat veya yargılama gideri gibi icraya elverişli hükümler de içeriyorsa, bu hükümler bakımından tenfiz talep edilmesi gerekir. Uygulamada tek bir ilamın bir kısmı için tanıma, diğer kısmı için tenfiz istenmesi mümkündür ve talebin bu şekilde yapılandırılması, gereksiz usul tartışmalarını önler.
2. Tenfiz Edilebilecek Kararların Niteliği
Kanun, tenfiz konusu olabilecek kararları iki ölçütle sınırlandırmaktadır. Birincisi, kararın yabancı bir mahkemeden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş olmasıdır. Buradan hareketle idari makam kararları ile kural olarak hakem kararları bu hükümlerin kapsamı dışında kalır; hakem kararları ayrı bir rejime tâbidir. İkincisi, kararın verildiği devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunmasıdır. Kesinleşmenin, kararı veren devletin hukukuna göre belirleneceği açıkça düzenlenmiş olup, Türk hukukundaki kesinleşme ölçütlerinin uygulanması söz konusu değildir. Kanun ayrıca yabancı mahkemelerin ceza ilamlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler bakımından da tenfiz istenebileceğini öngörmektedir; bir ceza yargılamasında hükmedilen tazminat bu kapsamdadır. Buna karşılık ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz gibi geçici hukuki koruma kararları kesinleşmiş ilam niteliği taşımadığından tenfiz edilemez. Bu tespit, yurt dışında alınan tedbir kararlarının Türkiye'deki malvarlığı üzerinde doğrudan sonuç doğuracağı beklentisiyle hareket eden taraflar bakımından önem arz etmektedir.
3. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli mahkeme asliye mahkemesidir. Uyuşmazlığın niteliğine göre asliye hukuk, aile veya asliye ticaret mahkemesi görevli olabilir; boşanma kararlarının tanınmasında aile mahkemesi, ticari nitelikteki alacak ilamlarının tenfizinde asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Yetki bakımından Kanun kademeli bir sıralama öngörmektedir. Öncelikle kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Yerleşim yeri bulunmaması halinde sakin olduğu yer mahkemesine başvurulur. Türkiye'de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yer mevcut değilse, Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biri yetkilidir ve davacı bu üç yer arasında seçim yapabilir. Bu son ihtimal, Türkiye ile bağlantısı yalnızca malvarlığından ibaret olan yabancı davalılar bakımından uygulamada en sık karşılaşılan durumdur. Yetki kuralının kamu düzenine ilişkin olmadığı, dolayısıyla yetki itirazının süresinde ileri sürülmesi gerektiği gözetilmelidir.
4. Dava Açılması ve İbraz Edilecek Belgeler
Tenfiz istemi, hukuki yararı bulunan herkes tarafından dilekçeyle ileri sürülebilir. Dilekçeye eklenmesi zorunlu belgeler Kanunda sayılmıştır ve uygulamada davaların en sık bu aşamada aksadığı görülmektedir. İlk olarak yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ile bu belgenin onanmış tercümesi ibraz edilmelidir. İkinci olarak ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile bunun onanmış tercümesi sunulmalıdır. Kesinleşme şerhinin ilam üzerinde bulunmadığı hallerde ayrı bir belge temin edilmesi gerekir. Yabancı resmî belgelerin Türkiye'de kullanılabilmesi bakımından, ilgili devletin 1961 tarihli Lahey Sözleşmesine taraf olması halinde apostil şerhi yeterli olup, taraf olmayan devletler bakımından konsolosluk onayı aranır. Belgelerin eksik sunulması halinde mahkemece kesin süre verilmekte, bu süre içinde tamamlanmaması davanın reddi sonucunu doğurmaktadır.
5. Karşılıklılık Şartı
Tenfizin ilk şartı karşılıklılıktır ve Kanun bu şartın üç alternatif yoldan sağlanabileceğini öngörmektedir. Birincisi, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşmanın bulunmasıdır. İkincisi, o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün mevcut olmasıdır. Üçüncüsü ise fiilî uygulamanın bulunması, yani o devlet mahkemelerinin uygulamada Türk ilamlarını tenfiz ettiğinin ortaya konulmasıdır. Bu üç seçenekten herhangi birinin gerçekleşmesi yeterlidir. Fiilî karşılıklılığın ispatı pratikte en çok tartışma doğuran husus olup, ilgili devlet mahkemelerince verilmiş emsal kararların veya Adalet Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığından temin edilecek bilgilerin dosyaya sunulması yoluyla sağlanmaktadır. Karşılıklılığın bulunmadığı tespit edilirse tenfiz istemi reddedilir. Bu şartın yalnızca tenfize özgü olduğu, tanıma davalarında aranmadığı ayrıca vurgulanmalıdır.
6. Münhasır Yetki ve Aşkın Yetki Denetimi
İkinci şart, yabancı mahkemenin yetkisine ilişkin çifte bir denetim öngörmektedir. Birinci yönüyle ilamın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmemiş olması aranır. Türkiye'de bulunan taşınmazlar üzerindeki aynî haklara ilişkin davalar bu kapsamda değerlendirilmekte olup, böyle bir konuda verilmiş yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün değildir. İkinci yönüyle aşkın yetki denetimi yapılır; yabancı mahkemenin, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesi olmaması gerekir. Bu denetimin özelliği, resen değil yalnızca davalının itirazı üzerine yapılmasıdır. Davalı itiraz etmediği takdirde mahkeme bu hususu kendiliğinden gözetmez. Söz konusu düzenleme, taraflarla hiçbir bağlantısı bulunmayan bir ülkede elde edilen kararların Türkiye'ye taşınmasını önlemeyi amaçlamakta olup, yetki anlaşmasıyla belirlenmiş mahkemelerin kararları bakımından ayrı bir değerlendirme gerektirir.
7. Kamu Düzenine Aykırılık
Üçüncü şart, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamasıdır. Kanun metnindeki açıklık ölçütü, bu denetimin dar yorumlanması gerektiğini göstermektedir. Yabancı kararın Türk hukukundaki çözümden farklı bir sonuca ulaşmış olması tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmaz; aksi yaklaşım, yabancı hukukun uygulanmasını fiilen imkansız kılardı. Denetim, kararın Türk hukukunun temel ilkeleriyle, Anayasanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümleriyle ve uluslararası alanda geçerli ortak ahlak anlayışıyla bağdaşmazlığı noktasında yoğunlaşır. Uygulamada en çok tartışılan hususlardan biri, yabancı kararın gerekçesiz olmasının kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmadığıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından 2012 yılında verilen karar ile bu tartışma sonlandırılmış ve yabancı mahkeme kararının gerekçe taşımamasının tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı benimsenmiştir. Buna karşılık savunma hakkının esaslı biçimde ihlal edildiği hallerde kamu düzeni denetimi işlerlik kazanır.
8. Savunma Hakkının İhlali
Dördüncü şart, savunma hakkının korunmasına ilişkindir ve diğerlerinden farklı bir yapıya sahiptir. Kanun, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin, o yer kanunları uyarınca hükmü veren mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmamış, o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı biçimde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş olması halinde tenfiz isteminin reddedileceğini öngörmektedir. Ancak bu sonuç, ilgili kişinin bu hususlardan birine dayanarak Türk mahkemesine itiraz etmesine bağlanmıştır. Dolayısıyla mahkeme bu şartı resen gözetmez. Davalının itiraz etmemesi halinde, usulüne uygun tebligat yapılmamış olsa dahi tenfiz kararı verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken incelik, tebligatın usulüne uygunluğunun kararı veren devletin hukukuna göre değerlendirilecek olmasıdır. Türk hukukundaki tebligat kurallarına uygunluk aranmaz. Uygulamada yurt dışındaki davadan haberdar olmadığını ileri süren davalıların, bu iddiayı somut delillerle desteklemesi beklenmektedir.
9. Revizyon Yasağı
Tenfiz yargılamasının temel ilkesi, yabancı kararın esasının incelenemeyeceğidir. Türk mahkemesi, yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru tespit edip etmediğini, delilleri doğru değerlendirip değerlendirmediğini veya uygulanan hukuku isabetli yorumlayıp yorumlamadığını denetleyemez. Bu ilke revizyon yasağı olarak adlandırılmakta olup, tenfiz kurumunun işlevini güvence altına alır. Denetim, Kanunda sınırlı sayıda sayılan şartlarla sınırlıdır. Pratikte bu yasağın en sık zorlandığı nokta, kamu düzeni itirazının esas incelemesine dönüştürülmek istenmesidir; davalılar çoğu zaman yabancı mahkemenin hatalı karar verdiğini ileri sürerek bunu kamu düzeni başlığı altında dile getirmektedir. Türk mahkemesinin bu tür itirazları esas incelemesine girmeden değerlendirmesi gerekir. Revizyon yasağının bir diğer sonucu, tenfiz davasında yeniden delil toplanmaması ve yabancı yargılamada ileri sürülmemiş savunmaların kural olarak dinlenmemesidir.
10. Yargılama Usulü ve Kanun Yolu
Tenfiz istemi basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenir. Bu tercih, sürecin hızlandırılmasını amaçlamakta olup, dilekçe teatisinin sınırlı olması ve duruşma sayısının azalması sonucunu doğurur. İlgililere tebligat yapılarak itirazlarını ileri sürme imkanı tanınır. Davalının ileri sürebileceği itirazlar iki başlıkta toplanır. Birincisi tenfiz şartlarının bulunmadığı iddiasıdır. İkincisi, yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebebin ortaya çıkmış olduğu iddiasıdır; ödeme, ibra veya takas bu kapsamda değerlendirilir. Tenfiz isteminin kabulü veya reddi hususunda verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulması genel hükümlere tâbidir. Tenfiz kararı kesinleşmedikçe icraya konulamayacağından, kanun yolu süreci uygulamada toplam tahsil süresini önemli ölçüde uzatmaktadır. Bu durum, dava stratejisi kurgulanırken dikkate alınması gereken bir unsurdur.
11. Kısmen Tenfiz ve Kararın İcrası
Mahkeme, yabancı ilamın bir kısmının tenfizine karar verebilir. Bu imkan, ilamın bazı hükümleri bakımından tenfiz şartlarının gerçekleşmediği hallerde tüm talebin reddedilmesini önler. Uygulamada en sık karşılaşılan örnek, yabancı kararda yer alan bir kalemin kamu düzenine aykırı bulunması halinde diğer kalemler bakımından tenfize karar verilmesidir. Talep eden tarafın, baştan kısmen tenfiz talebinde bulunması da mümkündür. Tenfizine karar verilen yabancı ilamlar, Türk mahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi icra olunur. Bunun sonucu olarak ilamlı icra yoluna başvurulabilir ve Türk ilamlarına bağlanan bütün icra hukuku sonuçları doğar. Tenfiz kararı, yabancı ilama Türkiye'de icra edilebilirlik kazandırır; ilamın içeriğini değiştirmez ve ona yeni bir hüküm eklemez. Yabancı para alacaklarında ödeme günündeki kur esas alınmakta olup, bu husus talep sonucunun yazımında gözetilmelidir.
12. Tanıma Davasının Özellikleri
Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanıma bakımından en önemli fark, karşılıklılık şartının aranmamasıdır. Kanun bu hususu açıkça düzenlemiş olup, karşılıklılığın bulunmadığı devletlerden alınmış kararlar da tanınabilir. Bu düzenleme, özellikle Türkiye ile adli iş birliği anlaşması bulunmayan ülkelerden alınan boşanma kararları bakımından pratik önem taşır. Çekişmesiz yargı kararlarının tanınması da aynı hükme tâbidir. Ayrıca yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye'de idari bir işlem yapılması istendiğinde de aynı usul uygulanır. Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Bu kural, tanıma kararının geriye etkili sonuç doğurması anlamına gelmekte olup, aradaki dönemde ortaya çıkan hukuki durumlar bakımından belirleyicidir.
13. Yabancı Boşanma Kararlarının İdari Yoldan Tescili
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa 2017 yılında eklenen hüküm ile boşanma kararları bakımından dava açılmaksızın işleyen bir idari yol getirilmiştir. Buna göre yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma, evliliğin butlanı, iptali veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin kararlar, belirli şartlarla doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilebilir. Kararı veren makamın kendi hukukuna göre yetkili olması, kararın usulen kesinleşmiş bulunması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması aranır. Başvurunun kural olarak eşlerin birlikte yapılması gerekir; eşlerden birinin ölmüş veya yabancı olması halinde Türk vatandaşı eşin tek başına başvurması mümkündür. Başvuru, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki Türk dış temsilciliğine, Türkiye'de ise taraflardan birinin yerleşim yerindeki il nüfus müdürlüğüne yapılır. Bu yolun sınırı, kararın yalnızca evlilik birliğinin sona ermesine ilişkin olması halinde işlemesidir; velayet, kişisel ilişki, nafaka veya tazminata ilişkin hükümler bakımından mahkemeye başvurulması gerekir. Eşlerden birinin başvurmaktan kaçınması halinde de dava yolu zorunlu hale gelir.
14. Hakem Kararları Rejimiyle Karşılaştırma
Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi, mahkeme kararlarından farklı bir rejime tâbidir ve bu farkın bilinmesi, uyuşmazlık çözüm yolunun seçiminde belirleyici olabilmektedir. Hakem kararları bakımından Türkiye'nin de taraf olduğu 1958 tarihli New York Sözleşmesi uygulanmakta olup, Sözleşmeye yüz altmışı aşkın devlet taraftır. Bunun pratik sonucu, hakem kararının geniş bir coğrafyada öngörülebilir bir çerçevede tenfiz edilebilmesidir. Mahkeme kararları bakımından ise Türkiye, Avrupa Birliğinin Brüksel rejimi ile Lugano Sözleşmesi kapsamı dışında bulunmakta ve genel kural olarak karşılıklılık şartı işletilmektedir. Bu yapısal fark, sınır ötesi sözleşmelerde uyuşmazlık çözüm klozunun tasarımında doğrudan etkilidir; kararın hangi ülkelerde icra edileceği öngörülebiliyorsa, tahkimin tenfiz bakımından sağladığı avantaj somut bir tercih sebebi oluşturur. Sözleşme müzakerelerinde bu değerlendirmenin baştan yapılması, uyuşmazlık aşamasında karşılaşılacak tenfiz engellerini önlemektedir.
15. Sonuç ve Pratik Tavsiyeler
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de sonuç doğurması, sınırlı fakat titizlikle uygulanan bir denetim sürecine bağlanmıştır. Bu alandaki temel hususlar şu şekilde özetlenebilir. İcra edilecek bir edim varsa tenfiz, yalnızca bir hukuki durumun kabulü isteniyorsa tanıma talep edilmelidir. Karar, verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş olmalı ve kesinleşme belgeyle ispatlanmalıdır. Karşılıklılık yalnızca tenfizde aranır; anlaşma, kanun hükmü veya fiilî uygulamadan herhangi biri yeterlidir. Münhasır yetki denetimi resen, aşkın yetki ve savunma hakkı denetimi ise yalnızca davalının itirazı üzerine yapılır. Kamu düzeni denetimi dar yorumlanmakta olup, gerekçesizlik tek başına ret sebebi oluşturmaz. Revizyon yasağı gereği yabancı kararın esası incelenemez. Boşanma kararlarında dava açmadan önce idari tescil yolunun uygunluğu değerlendirilmelidir. Belgelerin apostil veya konsolosluk onayı ile tercümesinin baştan eksiksiz hazırlanması, davaların en sık aksadığı aşamayı ortadan kaldırmaktadır. Son olarak sınır ötesi sözleşmelerde uyuşmazlık çözüm yolunun, kararın nerede icra edileceği gözetilerek seçilmesi, sonradan karşılaşılacak tenfiz engellerini önlemenin en etkili yoludur.
Bu konu, milletlerarası usul hukukunun diğer alanlarıyla yakından ilişkilidir. Hakem kararları bakımından uygulanan rejimi ele aldığımız 1958 tarihli New York Sözleşmesi kapsamında yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi yazımız, hakem kararına karşı başvurulacak yolu incelediğimiz hakem kararlarının iptali davası incelememiz, yabancı mahkeme yetkisinin dayanağını oluşturan milletlerarası ticari sözleşmelerde hukuk seçimi ve yetki anlaşması yazımız, idari tescil yolunun uygulama esaslarını aktardığımız yabancı kararların nüfus kütüğüne tescili hakkında yönetmelik notumuz ve uluslararası aile hukuku bakımından uluslararası çocuk kaçırmalarında çocuğun iadesi prosedürü incelememiz, bu yazıyla bağlantılı konuları ele almaktadır.
Yabancı mahkeme ve hakem kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi, yabancı boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili, sınır ötesi alacakların tahsili ve milletlerarası uyuşmazlık çözüm klozlarının tasarımı konularında danışmanlık almak için info@guzeloglu.legal adresinden bize ulaşabilirsiniz.