? Yurt Dışından Nafaka Alacağının Tahsili: 2007 Lahey Nafaka Sözleşmesi, 1956 New York Sözleşmesi, Uygulanacak Hukuk ve Yabancı Nafaka Kararlarının Tenfizi | Güzeloğlu Hukuk Bürosu
Tarih : 13.10.2026

Yurt Dışından Nafaka Alacağının Tahsili: 2007 Lahey Nafaka Sözleşmesi, 1956 New York Sözleşmesi, Uygulanacak Hukuk ve Yabancı Nafaka Kararlarının Tenfizi

Yazımızda yurt dışından nafaka alacağının tahsili ele alınmakta; 2007 Lahey Nafaka Sözleşmesi ve Türkiye'nin çekinceleri, Nafaka Bürosu, uygulanacak hukuk, yabancı nafaka kararlarının tenfizi ve nafakanın değiştirilmesi anlatılmaktadır.

Boşanmanın ardından eşlerden birinin başka bir ülkeye yerleşmesi, nafaka alacağını hukuken var olan ancak fiilen tahsil edilemeyen bir hakka dönüştürebilir. Türkiye'de verilmiş bir iştirak nafakası kararı, borçlu Almanya'da çalışıyorsa Almanya'da; Hollanda'da verilmiş bir nafaka kararı, borçlu İstanbul'da yaşıyorsa Türkiye'de icra edilmek zorundadır. Bu tablo, milletlerarası aile hukukunun en sık karşılaşılan ve en çok mağduriyet doğuran sorunlarından birini oluşturmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan yanılgı, yurt dışındaki borçludan nafaka tahsilinin yalnızca o ülkede avukat tutularak ve uzun bir tenfiz davası açılarak mümkün olduğudur. Oysa Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler, merkezi makamlar arasında işleyen ve alacaklı bakımından büyük ölçüde masrafsız bir iş birliği mekanizması öngörmektedir. Bu mekanizmanın en güncel ve en kapsamlı aracı, Türkiye bakımından 1 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe giren 2007 tarihli Lahey Nafaka Sözleşmesidir. Bu yazıda sorunun yapısı, uygulanacak sözleşmeler ve aralarındaki ilişki, Türkiye'nin 2007 Sözleşmesine katılımı ve beyanları, merkezi makamın işleyişi, başvuru yolları, ücretsiz hukuki yardım, uygulanacak hukuk, milletlerarası yetki, yabancı nafaka kararlarının tanınması ve tenfizi, nafaka anlaşmalarına ilişkin çekince, nafakanın değiştirilmesi ve uygulamadaki pratik sorunlar değerlendirilmektedir.

1. Sorunun Yapısı: Alacaklı ile Borçlunun Farklı Ülkelerde Bulunması

Milletlerarası nafaka uyuşmazlıklarının ortak özelliği, nafaka alacaklısı ile borçlusunun farklı devletlerde bulunmasıdır. Bu durum üç ayrı soruyu gündeme getirir. Birincisi, nafaka alacağının varlığı ve miktarı hangi devletin hukukuna göre belirlenecektir. İkincisi, nafakaya hangi devletin mahkemesi hükmedecektir. Üçüncüsü ve uygulamada en belirleyici olanı, verilen karar borçlunun bulunduğu devlette nasıl icra edilecektir. Bu soruların her biri ayrı kurallara tâbidir ve birine verilen cevap diğerlerini doğrudan etkiler. Alacaklının bulunduğu ülkede alınan bir nafaka kararı, borçlunun malvarlığının bulunduğu ülkede tanınmadıkça kâğıt üzerinde kalır. Bu nedenle milletlerarası nafaka uyuşmazlıklarında strateji, kararın alınacağı yerden önce kararın icra edileceği yer düşünülerek kurulmalıdır. Nafaka alacağının süreklilik arz eden niteliği de ayrı bir güçlük doğurur; tek seferlik bir alacaktan farklı olarak, nafaka her ay yeniden muaccel hale gelir ve borçlu ödemeyi kestiğinde sürecin baştan işletilmesi gerekebilir.

2. Uygulanacak Sözleşmeler ve Aralarındaki İlişki

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümlerini saklı tutmaktadır. Nafaka alanında bu saklı tutma hükmü belirleyicidir, çünkü alan büyük ölçüde sözleşmelerle düzenlenmiştir. Türkiye bakımından uygulanabilecek başlıca metinler şunlardır: nafaka alacaklarının yabancı memleketlerde tahsiline ilişkin 1956 tarihli New York Sözleşmesi, çocuklara karşı nafaka yükümlülüğüne ilişkin kararların tanınması ve tenfizine dair 1958 tarihli Lahey Sözleşmesi, nafaka yükümlülüğüne uygulanacak hukuka ilişkin 1973 tarihli Lahey Sözleşmesi, nafaka kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin 1973 tarihli Lahey Sözleşmesi ve çocuk nafakası ile diğer aile bakım yükümlülüklerinin milletlerarası tahsiline ilişkin 2007 tarihli Lahey Sözleşmesi. Bu metinler arasındaki ilişki, 2007 Sözleşmesinin kendi hükümleriyle düzenlenmiştir. 2007 Sözleşmesine taraf devletler arasında bu Sözleşme, tanıma ve tenfize ilişkin 1958 ve 1973 tarihli Lahey Sözleşmelerinin ve 1956 tarihli New York Sözleşmesinin yerini almaktadır. Karşı devlet 2007 Sözleşmesine taraf değilse, eski sözleşmeler uygulanmaya devam eder. Uygulanacak hukuk bakımından ise 2007 Sözleşmesi bir düzenleme içermediğinden, 1973 tarihli Lahey Sözleşmesi Türkiye bakımından uygulanmaya devam etmektedir.

3. 2007 Lahey Nafaka Sözleşmesi ve Türkiye'nin Katılımı

Türkiye, 2007 tarihli Lahey Nafaka Sözleşmesini 7 Ekim 2016 tarihinde onaylamış ve Sözleşme Türkiye bakımından 1 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kural olarak yirmi bir yaşın altındaki kişilere karşı ana baba ile çocuk ilişkisinden doğan nafaka yükümlülüklerine uygulanır; eşler arasındaki nafaka bakımından ise tanıma ve tenfiz hükümleri esas olarak çocuk nafakası talebiyle birlikte ileri sürülen taleplerle sınırlıdır. Türkiye, onay sırasında Sözleşmenin uygulama alanını genişleten önemli beyanlarda bulunmuştur. Bu beyanlara göre çocuk nafakasına ilişkin hükümler, öğrenimine devam eden yirmi beş yaşından küçük çocuklar bakımından da uygulanacaktır. Ayrıca Sözleşmenin tamamı, eşler arasındaki nafaka yükümlülüklerine, kendi geçimini sağlayamayan engelli çocuklara ve bakıma muhtaç ana babaya yaş sınırı olmaksızın uygulanacaktır. Bu genişletme, Türkiye ile ilişkilerde Sözleşmenin yalnızca çocuk nafakası için değil, yoksulluk nafakası ve ana babaya karşı yardım nafakası için de işletilebilmesini sağlamaktadır. Ancak genişletilmiş kapsamın karşı devlet bakımından da işleyebilmesi için o devletin de benzer bir beyanda bulunmuş olması gerekmektedir; aksi halde kapsam, iki devletin ortak olarak kabul ettiği alanla sınırlı kalır.

4. Merkezi Makam: Adalet Bakanlığı Nafaka Bürosu

Sözleşmelerin işleyişinin merkezinde, her taraf devletin belirlediği merkezi makam bulunmaktadır. Türkiye'de bu görevi Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü bünyesindeki Nafaka Bürosu yürütmektedir. Nafaka Bürosu, Türkiye'den yapılan başvuruları yabancı merkezi makamlara iletmekte, yurt dışından gelen başvuruları kabul etmekte ve bu süreçlere ilişkin yazışmaları yürütmektedir. Türkiye içindeki işlemler Cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla gerçekleştirilir. Başsavcılıklar, yabancı nafaka kararlarının tanınması ve tenfizi için dava açılması, icra takibi başlatılması, yetkili mercilerden nafaka kararı alınması ve arabuluculuk gibi sulh yollarına başvurulması gibi işlemleri yürütür. Bunların yanında borçlunun yerleşim yerinin ve malvarlığının araştırılması, gerektiğinde soybağının tespiti davası açılması, delil toplanmasına ve tebligata yardımcı olunması da merkezi makamın görevleri arasındadır. Bu yapının pratik anlamı şudur; yurt dışındaki bir alacaklı, Türkiye'de avukat tutmak zorunda kalmaksızın kendi ülkesinin merkezi makamı aracılığıyla Türkiye'deki borçluya karşı sürecin işletilmesini talep edebilir.

5. Türkiye'deki Alacaklının Yurt Dışındaki Borçluya Karşı Başvurusu

Türkiye'de yaşayan bir nafaka alacaklısı, borçlunun bulunduğu devletin Sözleşmeye taraf olması halinde, Nafaka Bürosu aracılığıyla o devletin merkezi makamına başvurabilir. 2007 Sözleşmesi alacaklıya birden fazla başvuru türü tanımaktadır. Alacaklı, mevcut bir nafaka kararının tanınmasını veya tanınması ve tenfizini isteyebilir; borçlunun bulunduğu devlette verilmiş ya da orada tanınmış bir kararın icrasını talep edebilir; hiç karar bulunmayan hallerde, gerekirse soybağının tespiti de dahil olmak üzere yeni bir nafaka kararı alınmasını isteyebilir. Mevcut kararın tanınmasının mümkün olmadığı hallerde de yeni karar talep edilebilir. Kararın değiştirilmesi de ayrı bir başvuru türü olarak öngörülmüştür. Başvurunun eksiksiz hazırlanması sürecin hızını doğrudan belirler. Türkiye'nin beyanında da yer aldığı üzere, nafaka kararının onaylı örneği, borçluya tebliğe ilişkin belge, borçlunun kimlik bilgileri, nüfus kayıtları, öğrenime devam eden çocuklar bakımından öğrenim belgesi, faiz ve endeksleme bilgileri ile birikmiş nafaka ve yapılmış ödemelerin dökümü dosyaya eklenmelidir.

6. Yurt Dışındaki Alacaklının Türkiye'deki Borçluya Karşı Talebi

Ters yöndeki süreçte, yurt dışında yaşayan alacaklı kendi ülkesinin merkezi makamına başvurur. Başvuru, merkezi makamlar arasındaki yazışma yoluyla Türkiye'deki Nafaka Bürosuna ulaşır. Nafaka Bürosu başvuruyu inceleyerek borçlunun yerleşim yerindeki Cumhuriyet başsavcılığına gönderir ve başsavcılık gerekli hukuki işlemleri başlatır. Mevcut bir yabancı nafaka kararı varsa bunun tanınması ve tenfizi için dava açılır; karar yoksa Türk mahkemesinden nafaka kararı talep edilir. Kararın kesinleşmesinin ardından icra takibi başlatılır. Bu sürecin alacaklı bakımından en önemli özelliği, sürecin Türkiye'deki takibinin kamu makamlarınca üstlenilmesidir. Bununla birlikte merkezi makam süreçlerinin iş yükü nedeniyle uzayabildiği, borçlunun itirazları karşısında dosyanın uzman bir takip gerektirebildiği de bir gerçektir. Bu nedenle özellikle yüksek tutarlı veya çekişmeli dosyalarda, merkezi makam başvurusunun yanında alacaklının Türkiye'de vekil ile temsil edilmesi, sürecin etkinliğini önemli ölçüde artırmaktadır. Merkezi makam yolu ile doğrudan dava yolu birbirini dışlamaz.

7. Ücretsiz Hukuki Yardım ve Teminat Muafiyeti

2007 Sözleşmesinin alacaklı lehine getirdiği en önemli güvencelerden biri, hukuki yardımın etkin biçimde sağlanmasıdır. Sözleşme, talep edilen devletin, ana baba ile çocuk ilişkisinden doğan ve yirmi bir yaşın altındaki bir kişiye karşı nafaka yükümlülüğüne ilişkin alacaklı başvurularında ücretsiz hukuki yardım sağlamasını öngörmektedir. Bu kural, çocuk nafakası alacaklısının yurt dışındaki borçluya karşı sürecin masrafları nedeniyle hakkını takip edememesini önlemeyi amaçlar. Diğer nafaka türleri bakımından ise hukuki yardım, talep edilen devletin iç hukukundaki şartlara bağlıdır. Sözleşme ayrıca, Sözleşme kapsamındaki yargılamalarda masraf ve giderlerin ödenmesini güvence altına almak amacıyla, adı ne olursa olsun herhangi bir teminat, kefalet veya depozito istenemeyeceğini düzenlemektedir. Bu hüküm, Türk hukukunda yabancılar ve Türkiye'de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşları bakımından aranan teminat yükümlülüğünün, Sözleşme kapsamındaki nafaka yargılamalarında uygulanmayacağı anlamına gelmektedir.

8. Uygulanacak Hukuk: 1973 Tarihli Lahey Sözleşmesi

Nafaka alacağının varlığı, kapsamı ve miktarı bakımından Türkiye'de 1973 tarihli Nafaka Yükümlülüğüne Uygulanacak Hukuka Dair Lahey Sözleşmesi uygulanmaktadır. Sözleşme, gösterdiği hukuk bir taraf devletin hukuku olmasa dahi uygulanır; karşılıklılık aranmaz. Temel kural, nafaka alacaklısının mutad meskeninin bulunduğu devlet hukukunun uygulanmasıdır. Alacaklının mutad meskeni değişirse, değişiklik anından itibaren yeni mutad mesken hukuku uygulanır. Alacaklı bu hukuka göre nafaka elde edemiyorsa, tarafların ortak vatandaşlık hukuku devreye girer. Bu hukuka göre de nafaka elde edilemiyorsa mahkemenin kendi hukuku uygulanır. Boşanma sonrası nafaka bakımından ise ayrı bir kural öngörülmüştür; boşanmış eşler arasındaki nafaka yükümlülüğüne ve buna ilişkin kararların değiştirilmesine boşanmaya uygulanan hukuk uygulanır. Türkiye, yan soy ve kayın hısımları arasındaki nafaka yükümlülüklerini bu Sözleşmenin kapsamı dışında bırakan bir çekince koymuştur. Uygulanacak yabancı hukuk ancak kamu düzeniyle açıkça bağdaşmaz olduğu hallerde bertaraf edilebilir ve yabancı hukuk uygulansa dahi nafaka miktarı belirlenirken alacaklının ihtiyaçları ile borçlunun mali gücü gözetilir.

9. Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi

Türkiye'de açılacak bir nafaka davasında Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, Kanunun genel kuralı uyarınca iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenir. Bu kural, Türk usul hukukunda yetkili olan mahkemenin aynı zamanda milletlerarası yetkiye de sahip olduğu anlamına gelir. Kanun ayrıca Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davalarda, iç hukuk kurallarına göre yetkili bir mahkemenin bulunmadığı hallerde dahi Türk mahkemelerinin yetkisini güvence altına alan özel bir hüküm içermektedir. Yetki meselesi, 2007 Sözleşmesi bakımından ayrı bir önem taşır. Sözleşme doğrudan yetki kuralları getirmemekle birlikte, bir kararın diğer taraf devletlerde tanınabilmesini kararı veren makamın belirli bağlantılara dayanarak yetki kullanmış olmasına bağlamıştır. Dolayısıyla Türk mahkemesinde nafaka davası açılırken, verilecek kararın yurt dışında tanınıp tanınmayacağı da baştan değerlendirilmelidir. Alacaklının Türkiye'de mutad meskeninin bulunması, Sözleşme bakımından tanıma için yeterli bağlantı oluşturmaktadır. Buna karşılık yalnızca tarafların vatandaşlığına dayanan yetki, belirli hallerde tanıma engeli doğurabilir.

10. Yabancı Nafaka Kararlarının Sözleşme Kapsamında Tanınması ve Tenfizi

2007 Sözleşmesine taraf bir devlette verilmiş nafaka kararının Türkiye'de tanınması ve tenfizi, Kanundaki genel rejimden önemli ölçüde farklı ve daha elverişli bir çerçeveye tâbidir. Sözleşme, kararın tanınabilmesi için kararı veren makamın belirli yetki bağlantılarından birine dayanmış olmasını aramaktadır. Davalının mutad meskeninin kararın verildiği devlette bulunması, davalının yetkiye açıkça veya esasa girerek itiraz etmeksizin katılması, alacaklının mutad meskeninin o devlette bulunması ve çocuğun o devlette mutad meskeninin bulunduğu belirli haller bu bağlantılar arasındadır. Türkiye, bu yetki esaslarına çekince koymamıştır. Tanımanın reddi sebepleri Sözleşmede sınırlı olarak sayılmıştır: kamu düzenine açıkça aykırılık, usule ilişkin hile, Türkiye'de önce açılmış ve derdest bir davanın bulunması, bağdaşmayan bir kararın varlığı ve davalının yargılamadan haberdar edilmemesi veya savunma imkânı bulamaması. Kararın esası incelenemez. Türkiye, tanıma ve tenfiz usulü bakımından Sözleşmenin 24 üncü maddesindeki alternatif usulü benimsemiştir; buna göre talep, borçluya bildirim yapılarak ve beyanları alınarak karara bağlanmaktadır. Bu rejimin en önemli sonucu, karşılıklılık şartının aranmamasıdır.

11. Sözleşme Dışı Devletler: Kanundaki Genel Rejim

Nafaka kararını veren devlet 2007 Sözleşmesine ve Türkiye'nin taraf olduğu diğer nafaka sözleşmelerine taraf değilse, kararın Türkiye'de tenfizi Kanunun 50 ila 59 uncu maddelerindeki genel rejime tâbidir. Bu durumda tenfiz için karşılıklılık şartı aranır ve bu şart bir anlaşma, kanun hükmü veya fiilî uygulama ile ispatlanmalıdır. Kararın kesinleşmiş olması, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmemiş olması, kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması ve davalının savunma hakkının ihlal edilmemiş olması da aranır. Nafaka kararları bakımından bu rejimin özel bir güçlüğü, kesinleşme şartıdır. Bazı hukuk düzenlerinde nafaka kararları değiştirilebilir nitelikleri sebebiyle maddi anlamda kesinleşmiş sayılmamakta, bu da tenfiz yargılamasında tartışmaya yol açmaktadır. Kararın verildiği devlet hukukuna göre kesinleşme belgesinin temin edilmesi, bu tartışmayı baştan önlemenin yoludur. Genel rejimin ayrıntıları, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin yazımızda ele alınmıştır.

12. Nafaka Anlaşmaları ve Türkiye'nin Çekincesi

2007 Sözleşmesi, mahkeme kararlarının yanı sıra belirli şekil şartlarını taşıyan nafaka anlaşmalarının da tanınmasını ve tenfizini öngörmektedir. Nafaka anlaşması, bir makam tarafından resmi belge olarak düzenlenmiş veya tasdik edilmiş ya da bir makam önünde yapılmış yazılı anlaşmayı ifade eder ve bazı hukuk düzenlerinde noterler veya idari makamlar önünde yapılan nafaka sözleşmeleri bu kapsamdadır. Türkiye ise bu hükme çekince koymuş ve nafaka anlaşmalarını tanıma ve tenfiz etmeme hakkını saklı tutmuştur. Bu çekincenin pratik sonucu önemlidir. Yurt dışında yalnızca noter önünde veya bir idari makam nezdinde düzenlenmiş bir nafaka anlaşması, Sözleşme kapsamında Türkiye'de doğrudan tenfiz edilemez. Bu tür bir anlaşmaya dayanarak Türkiye'deki borçludan tahsil yapılabilmesi için, anlaşmanın bir mahkeme kararına dönüştürülmüş olması veya Türkiye'de ayrıca nafaka kararı alınması gerekir. Uluslararası ailelerde boşanma sırasında nafaka anlaşması yapılırken, bu çekincenin baştan gözetilmesi ve anlaşmanın mahkeme onayına bağlanması önerilir.

13. Nafakanın Değiştirilmesi

Nafaka, koşulların değişmesine bağlı olarak artırılabilen veya azaltılabilen bir yükümlülüktür. Türk hukukunda tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafakanın artırılması veya azaltılması istenebilir; çocuk bakımı için ödenecek katkı payı bakımından da durumların değişmesi halinde yeniden belirleme yapılabilir. Milletlerarası ilişkilerde ise değiştirme talebinin hangi devlette yapılabileceği ayrı bir sınırlamaya tâbidir. 2007 Sözleşmesine göre, alacaklının mutad meskeninin bulunduğu taraf devlette verilmiş bir kararın değiştirilmesi veya yeni bir karar verilmesi için borçlu, alacaklı o devlette mutad meskenini korudukça başka bir taraf devlette dava açamaz. Bu kuralın istisnaları sınırlıdır: tarafların yazılı yetki anlaşması, alacaklının diğer devletin yetkisine itiraz etmeksizin katılması, kararı veren devletin makamının yetki kullanamaması veya kullanmayı reddetmesi ya da kararın diğer devlette tanınamaması. Bu kurala aykırı olarak verilen değiştirme kararları, diğer taraf devletlerde tanınma engeli ile karşılaşır. Türkiye'ye taşınan bir borçlunun yabancı kararı Türk mahkemesinde azalttırma girişimi, bu sınırlama gözetilmeden yapıldığında sonuçsuz kalabilir.

14. Uygulamadaki Pratik Sorunlar

Milletlerarası nafaka dosyalarında karşılaşılan sorunların önemli bir kısmı, hukuki değil pratik niteliktedir. İlki, yabancı para cinsinden belirlenmiş nafakanın Türkiye'de icrası sırasında ortaya çıkan kur meselesidir; ödemenin hangi tarihteki kur üzerinden yapılacağı ve kur farklarının nasıl hesaplanacağı icra aşamasında uyuşmazlık konusu olabilmektedir. İkincisi, birikmiş nafaka alacaklarının ispatıdır; alacaklının yapılan ödemeleri ve ödenmeyen dönemleri gösteren düzenli bir döküm tutması, sürecin hem başvuru hem icra aşamasında belirleyici olmaktadır. Üçüncüsü, borçlunun yerleşim yerinin ve malvarlığının tespitidir; merkezi makam iş birliği bu konuda önemli bir imkân sunmakla birlikte, alacaklının elindeki bilgileri başvuruya eksiksiz eklemesi süreci hızlandırır. Dördüncüsü, tenfiz edilen yabancı nafaka kararının Türk ilamı gibi icra edilmesinin sonuçlarıdır; bu durumda Türk icra hukukunun nafaka alacaklarına tanıdığı imkânlardan yararlanılabilir. İcra ve İflas Kanununun nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkında öngördüğü tazyik hapsi bu imkânların en etkili olanıdır. Son olarak belgelerin tercümesi ve apostil işlemleri, başvurunun en sık geri çevrilme sebebi olarak dikkat gerektirmektedir.

15. Sonuç ve Pratik Tavsiyeler

Yurt dışından nafaka alacağının tahsili, doğru araç seçildiğinde sanıldığından çok daha erişilebilir bir süreçtir. Bu alandaki temel hususlar şu şekilde özetlenebilir. Türkiye, 2007 tarihli Lahey Nafaka Sözleşmesine taraftır ve Sözleşme 1 Şubat 2017 tarihinden bu yana yürürlüktedir; karşı devlet de taraf ise öncelikle bu Sözleşmenin sunduğu imkânlar değerlendirilmelidir. Türkiye'nin beyanları sayesinde Sözleşme, öğrenimine devam eden yirmi beş yaşından küçük çocuklara, eşlere, engelli çocuklara ve bakıma muhtaç ana babaya da uygulanabilmektedir. Türkiye'deki merkezi makam, Adalet Bakanlığı bünyesindeki Nafaka Bürosudur ve Türkiye'deki işlemler Cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla yürütülür. Yirmi bir yaş altı çocuk nafakası başvurularında ücretsiz hukuki yardım sağlanır ve masraf teminatı istenemez. Uygulanacak hukuk 1973 tarihli Lahey Sözleşmesine göre kural olarak alacaklının mutad meskeni hukukudur. Sözleşme kapsamında yabancı nafaka kararlarının tanınmasında karşılıklılık aranmaz. Türkiye, nafaka anlaşmalarını tanımama çekincesi koymuştur; bu nedenle yurt dışında yapılan anlaşmaların mahkeme kararına bağlanması gerekir. Nafakanın değiştirilmesinde borçlunun başka bir devlette dava açma imkânı sınırlıdır. Yüksek tutarlı veya çekişmeli dosyalarda merkezi makam yolunun profesyonel takip ile desteklenmesi önerilir.

Bu konu, milletlerarası aile hukukunun diğer alanlarıyla yakından ilişkilidir. Genel tenfiz rejimini ele aldığımız yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi yazımız, nafaka bakımından bağlama kurallarını incelediğimiz milletlerarası aile hukukunda nafakaya uygulanacak hukuk yazımız, sınır ötesi aileler için hazırladığımız yabancı boşanma kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi rehberimiz, teminat yükümlülüğünü ele aldığımız yabancıların teminat yatırma mükellefiyeti yazımız ve uluslararası çocuk kaçırmalarında çocuğun iadesi prosedürü incelememiz, bu yazıyla bağlantılı konuları ele almaktadır.

Yurt dışından nafaka alacağının tahsili, yabancı nafaka kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi, merkezi makam başvurularının hazırlanması ve takibi ile milletlerarası nafaka uyuşmazlıkları konularında danışmanlık almak için info@guzeloglu.legal adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Yazar: Abdülkadir GÜZELOĞLU